Didem Görkay


Bir otopsi, bir şempaze, bir otomobil, bir İsa figürü, bir çocuk ölüsü ve daha çok bir’den ve ayrıntıdan oluşan gerçek-düş yolunda işlenen ve buna eşlik eden karmaşık olaylar silsilesinin geçtiği bir baştan sona Portekiz kırsalı… 

Birbirine pamuk ipliğiyle bağlı gibi görünen olayların anlatımı sürdükçe işin iç yüzü, okuyucuyu sarsan bir yapıya bürünüyor. İlkin bir yolculukla başlayan ve korkunç bir olayla noktalan yolculuktan sonra bayrağı devralan bir başka karakterin okuyucuya inanılmaz gelen ama bunu onlarca yıl sonra aslında gerçekmiş bilgisini veren/yaratan bir akışla gözler önüne seriliyor. Romanın son bölümüyse kendinden önceki tüm olayların birbirine bağlandığı ve bunun üstten bir bakışla yapıldığı bir yapıya sahiptir.

Portekiz bağlamını üç özgün bölümde işleyen Yann Martel’in bu yapıları birleştirmesinde kullandığı başarılı tekniği destekleyen şiirsel dile eşlik eden betimleyici unsurlar, romanı bütünsel bir üstünlüğe taşımıştır.

Din, mitolojik, tarihsel, coğrafi, kültürel ve sosyolojik yapıyı oluşturan diğer tüm birleşenleri oluşturan parçaların kullanımı bu metni, salt bir roman kimliğinden çıkarıp metinler arası bir bileşkeye evriltmiştir. Döngüsel, sıkı metin içi göndermeleri olan bir evrim.

İsa peygamberin kurguda kullanımı, inançlara yönelik diğer içerikler ve bunların bağlamına giren diğer içeriksel unsurlar Martel’in kitabını yaratırken beslendiği kaynakların çeşitliliğini bize göstermektedir. Tüm bunlar; beraber düşünüldüğünde roman, katmanlı, derinlikli ve geniş bir düzlemden beslenen ve tüm bunların kurgusal bir taslakla sağlanmasına zemin hazırlamıştır.

Romanın üç bilimden ilkinde bir keşişe ait olan ve tarihsel değeri bulunan bir günlükte anlatılan haçı bulmak için yola çıkan karakter –Tomas-, umuduğunu yitirdiği anda haçı bulur ama bulmadan önce sebep olduğu olay hem romanın hem de tarihsel akışın yönünü değiştirecek güçtedir. Bu gücü romanın sonraki bölümünde tanık olmaktayız. İlk bölüme eşlik eden otomobilin mekanik yönüyle beraber otomobilin belki de o coğrafyada ilk kez görülmesinden ötürü otomobile karşı takınılan tutum, biz okuyucuları şaşırtan ve kiminde ürküten sahneler anlatmaktadır.

Romanın birinci ve ikinci bölüm arasında herhangi bir bağ yokmuş gibi görünmesi kendini üçüncü bölümde yerine muazzam bir örüntüye bırakmaktadır. Bu ilişkilendirme ve metinsel bağ kurma, yazarın metnini oluştururken kurduğu nitelikli planlamanın ve emeğin sonucudur. 

Kutsal metinlerle kurulan ilişki, romanın dilsel açıdan katmanlılığını ve geçişkenliğini sağlamış. Bu, dilin canlı bir yapıya sahip olduğunu ve tarihsel süreçle beraber değişimler yaşadığının göstergesidir. Dini metinler dışında romandaki yazınsal eleştiri, romanın içeriğini zenginleştiren bir diğer unsur olarak yansımıştır.

Romanın tüm yapısına yansıyan birey-toplum ilişkisi, romanın sosyolojik yönünü de oluştururken kölelik tarihine de ait parçalar kullanarak romana tarihsel bağlam katılmıştır.

Romanın gerçekdışı olarak algılanabilecek olan ikinci bölümündeki otopsi anı anlatımı, yazarın okuyucuya sunduğu kaliteli bir metin olması dışında biyolojiye ilişkin anlatımı ve otopside ölünün “içinden” çıkan eşyalarla birleştiğinde romanın ikinci bölümü, adeta bir büyüleyici bir yapıya sahip oluyor. İçerik ve dilin bu özgün birleşimi, yazarın yaratıcılığını en net anlatan bölümlerin başında gelmektedir.

Romanda kendine yer bulan sanrılar, sayıklamalar, bedensel refleksler ve felsefik kayışlar roman türünün gerekliliklerini başarılıyla işleme yönüyle de başarılıdır. Ele aldığı her konuda derinlemesine kurgulanan içerik, gerçek-kurgu bağını güçlendirmiştir.

İlk bölümün sonlarında ölen küçük çocuğa romanın ikinci bölümünde yakılan ağıt romanı –ki roman modern bir çağın ürünü- halk edebiyatı ürünlerindeki bir dilsel yapıyı yakınlaştırmış ve ağıtların varlığını okuyucunun sarsıcı duygular yaşamasına yol açabilir zira yazar burada başarılı bir duygusallık yaratmıştır. 

Romanın son bölümündeki başkarakterlerden biri olan şempanzeye ilişkin gözlemler, ayrıntılar, şempanzenin insanlara karşı tutumu ve köpeklerle olan iletişim biçimi biz okuyucuların düşselliğine zenginlik katacak yönlere sahiptir. 

Özgün yönleri, derin bağları, zihin yoran birleşkeleri ve İberya gergadanının görüldüğü ana denk gelen ölüm anı belki yine yazarın bize kurguda yarattığı bir düş anıdır ama romanın tamamında okuyucuya sunulan yoğun metinsel içerikler ve romanın yazılma yöntemi, Yann Martel’in başarısına tanıklık ettirir. 

Yorumlar