Tayfun Poyraz


Netflix’in önem verdiği yapımlarından biri olan I Care A Lot / Çok Önemsiyorum çok da bizi önemsemiyor gibi aslında. Daha önce örneğini Ratched dizisinde gördüğümüz güçlü kadının kötülükleri burada da karşımıza çıkıyor. Güçlü kadın hırslı, duygusuz ve tekinsiz olarak gözümüze sokuluyor yine. Tek avantajı, Ratched kadar sıkıcı olmaması ve başrolünde Rosamund Pike’ın olması.

I Care A Lot bizi önemsemiyor, peki neyi önemsiyor?

Gücü önemseyen bu tarz filmlerin teması her zaman öl ya da öldür oluyor. Ve bu tema bize sosyopatlık seviyesinde gözümüze sokularak veriliyor.

I Care A Lot filminde biraz farklı bir durum var. Filmin başında kahramanımız Marla Grayson bir monolog ile bizlere iyi bir insan olmadığımızı ve adil davranarak hiçbir şey başaramayacağımızı söylüyor. Eskiden iyi insan olan Marla, kendini artık dişi bir aslan olarak tanımlıyor.

Bu açılış sahnesi, hayat şartları yüzünden kötücül olan bir sosyopatla empati kurmamız için klasik bir günah çıkarma sahnesi gibi duruyor ama filmin başı olduğu için kolayca yiyebiliyoruz.

Daha sonra karakteri tanıdığımız mahkeme sahnesiyle Marla’nın gücünü görüp şovunu izliyoruz. Bu şovun kahramanı gerçekten zeki, hırslı ve istediğini alan bir kadın. Filmin konusu her yerde yazdığı gibi, kahramanımız yaşlı ve zengin insanları sahte doktor raporlarıyla acil mahkeme kararı çıkartıyor ve kendini vasi ilan ediyor. Daha sonra mal varlıklarına el koyup onları bakım evine yatırıyor. İlk sahneden itibaren de bu işleri yaparken erkeklerden ne kadar üstün olduğu vurgulanıyor.

I Care A Lot, neden dünyada ses getiren bir yapım oldu?

Günümüz seksist dünyasında yaşlıları sömüren ve karşısına çıkan tüm erkekleri ezen, onları tehdit eden ve karşı duran bir kadınla yüz yüze olduğumuz için kötü bir kahraman da olsa kendinizi ona karşı empati duyarken bulabilirsiniz.

Peki bu filmin kara mizah kategorisinde olmasının ve dünyanın pek çok ülkesinde tartışmalar yaratmasının nedeni ne?

Amerika başta olmak üzere dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinin en büyük sorunlarından biri yaşlı istismarı. Bu konuda gerçekten filmde anlatıldığı gibi yasal boşluklar mevcut. Yaşanan tartışmalara bakılırsa, hükümetlerin çok da ilgilenmediği bir konu gibi duruyor.

Kültür farkından dolayı filmin asıl konusu bizi çok etkilemiyor aslında. Yönetmen de her kültürün ilgisini çekmek için bu konuyu hafifçe kenara alıp güçlü kadın konusunu öne çıkarıyor. Böylece beyzbolun nasıl oynandığını bilmeden beyzbol filmleriyle büyüyen insanlara filmden zevk alma imkanı sunuyor.

I Care A Lot bizim dışımızda başka neleri önemsemiyor?

Filmin tek ell tutulur yanı lego saçlarıyla tuttuğunu koparan ve her şartta ayakta kalmayı başaran Rosamund Pike’ın oyunculuğudur. Zaten bunun karşılığını da Altın Küre ile aldı.

Onun dışında filmin neresinden tutsanız elinizde kalır cinsten. Örneğin, filmin üzerine kurulan konusu “güçlü kadın” imajı. Marla Grayson, güçlü kadın konusunda bize her şeyi veriyor. Peki başrolümüzün partneri nasıl biri?

Filmde Marla’ya güçlü kadının tüm meta özellikleri yüklenirken, yardımcı karakter Fran’a da tam tersi yüklenmiş gibi. Her ne kadar kötü işlerde ortak olsa da sevgiyi ve dostluğu temsil etmesi için ayrı bir özen gösterilmiş.

Güçlü bir kadın bu kadar gözümüze sokulmak istenirken, yan karakterinin de bir kadın olması önemli bir seçim. Ancak başrolün tam tersi olacak şekilde güçsüz bir karakter yaratılması filme zarar verecek nitelikte. Kadın gücü vurgulanırken başrol gücüne dönüşüyor olay.

Filmi izledikten sonra Fran karakteri olmasa ne olur diye düşündüm. Hiçbir şey olmaz. Ne hikayeye ne de başrole bir katkısı var. Belki Pike’ın oyunculuğunu zirveye çıkarmak için kullanılmış olabilir ama sanmıyorum.

Aslında filmi bir erkeğin yazıp yönetmiş olması bunun asıl sebebi olabilir. Çünkü karakterlerin kağıt üzerinde yaratıldığı bir şekilde kendini gösteriyor. Karakterler yaşamıyor, ruhları yok.

I Care A Lot filminin bir diğer önemsemediği konu ise hikaye.

Hikaye tam bir ucuz Hollywood hikayesi. Filmin yazarı ve yönetmeni J. Blakeson, tüm ucuz hikaye yazarları gibi başarılı filmleri incelemiş ve iş yapan hikaye ve sahneleri filme katmış gibi duruyor. Pike’ın başrolde olmasının sebebi olan Gone Girl filmi mesela en çok etkilendiği film olabilir. Onun dışında John Wick gibi Atomic Blonde gibi filmleri hatırlayabilirsiniz I Care A Lot filmini izlerken.

Tutan filmlerin iyi sahnelerini alıp bir film yapmak isterseniz elinizde sadece yamalı bir film olur. O da Netflix’in iyi reklamıyla izlenir herhalde sadece.

Filmin sonu neydi öyle?

İki saatlik filmi, Rosamund Pike’ın oyunculuğu ve Game of Thrones’dan hayran olduğumuz Peter Dinklage ile olan çatışmasıyla büyük bir zevkle izliyoruz.

Filmin ana karakteri Marla Grayson’un gelişimini, senaryonun her aşamasını çok net görüyoruz.

Filmin son on beş dakikasına geldiğimizde ise işler değişiyor. Marla, mağlup ettiği ve hastaneye düşürdüğü rakibinin yasal koruyucusu oluyor. Buraya kadar bir sorun yok. Çünkü rakibinden kurtulana kadar peşini bırakmayacak bir kadın o. Hastanede yatağın başında onu gördüğümüzde de yüzümüzde bir gülümseme oluyor.

Peki sonra ne oluyor?

Bir sonraki sahnede iki karakter ortaklık kuruyor.

Neden?

Film boyunca izlediğimiz o dönüşümler, gelişimler… Hepsi çöp.

Yönetmenimiz sevgili Blakeson, bununla da yetinmemiş. Bu karakterin bu kadar büyümesi ve kazanan olması insanların hoşuna gitmez diye düşünmüş olacak ki, komik bir şekilde karakterin ipini çekmiş.

I Care A Lot, şu klişeyi doğrulayan bir yapım olarak karşımıza çıkmış ve ders olarak okutulabilir durumda.

“İyi bir senaryodan kötü bir film yapabilirsiniz ancak kötü bir senaryodan asla iyi bir film yapamazsınız.”

Yorumlar