Didem Görkay

2002 yılı yapımı ve 2003 yılında Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’e layık görülen ayrıca yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ın adını Türk sinema tarihine altın harflerle yazdıran Uzak filmi; modern hayatın yüzeyselliği içinde insanın iç dünyasına, kaybettiklerine ve farkında olamadıklarına dikkat çekmektedir. Derin bir yalnızlık içindeki karakterler, modern hayatın birbirlerine hatta kendilerine yabancılaştırdıkları insanlardır.

Filmin arka planında yer alan ve her karede izleyiciyi etkilemekte olan sahneler yaratan kar ve kış mevsimi ise yalnızlığın mevsimidir. Kış, yüz yıllardır insanları yalnızlaştırır. İnsan, dışarıda büyük bir zevkle zaman geçirebiliyorken kar bunu çekilmez kılmaktadır.

1960’lı yıllarda fırtınalar estiren Adamo’nun, Tombe La Neige şarkısını Fecri Ebcioğlu Türkçe’ye “Her Yerde Kar Var” olarak coverladığında şöyle der:

Yürümek karda zordur
Gelirsen bak aşk budur

Kar, hem coşku hem hüzündür hem de cıvıl cıvıl bir kalabalıkla karda yuvarlanmaktır. Ve ayrıca cam ardı yalnızlığıdır. Uçsuz bucaksız bir kimsesizlikte kendi kendinin süper kahramanı olmaktır.

Ana karakterlerden olan Yusuf’un köyünden ayrılışı ile başlayan filmin ilk sahnesini unutulmaz kılan, Yusuf’un yürürken kar ıssızlığına yayılan ayak sesleridir. Yusuf, kar ve soğuğa rağmen çıktığı yolculuktan umutludur zira bunu adımlarını istekli atmasından anlarız. Yıllardır süregelen köyden kente göçün ilk heyecanı bu karede olabilecek en minimalist şekilde ele alınmıştır. Yusuf bir bilinmeze doğru yol alırken diğer karakter Mahmut ise bir kadınla birlikte yatakta uzanmaktadır, hava kararmıştır ve dışarda hüzünlü bir kış akşamı başlamıştır. Yalnız yaşayan ve fotoğrafçı olan Mahmut, aksi bir karakter taşıdığını hareketlerine yansıtır. Zira belli bir süre yalnız yaşayan herkes önce kendine, sonra hayata yabancılaşır ve gülmeyi zamanla unutur. Mahmut karakteri bu tespiti doğrulamaktadır. Mahmut’un başı o günlerde evde bir türlü yakalayamadığı fareyle derttedir. Filmin en akılda kalıcı sahnelerinden biri de farenin yakalandığı sahnedir. Sabaha karşı yapıştırıcılı tuzağa yakalanan farenin acı çığlıklarına dayanamayan Yusuf, Mahmut’un “Sabaha kadar kalsın kapıcı halleder.” demesine rağmen fareyi çöpe götürür. O sırada vahşice yaklaşan kedileri görünce geri döner ve fareyi duvara vurarak öldürür. Yusuf’un taşralı vicdanının, Mahmut’un şehirde taşlaşmış kalbinden ne denli farklı olduğu bu sahnedeki en belirgin özelliktir. Mahmut kendine ait, kuralları kendinin koyduğu bir cumhuriyetin tek vatandaşıdır, kıdemli bir yalnızdır ve Yusuf onun tek kişilik ülkesini işgal etmiştir. Mahmut’un düşüncelerinde Yusuf’a yüklediği anlam budur. Ayrıca Mahmut kendini şehir hayatına adapte olmuş ve artık taşralığı geride bırakmış bir entelektüel olarak görmektedir. Yusuf’un köylülüğü onu fazlasıyla rahatsız etmektedir. O yıllarda yavaş yavaş başlayan, günümüzde ise yaşadığımız coğrafyanın en hayati sorunlarından olan işsizlik, Yusuf üzerinden işlenmektedir. Yusuf gemilerde çalışmak istediği için iş bulmak daha da zorlaşmakta ve iş bulma süresi uzamaktadır ki bu da Mahmut’un her şeyini tek kişilik hazırladığı hayatını adeta kendince bir cehenneme çevirir. Yusuf köyden kente geldikten sonra hemen iş aramaya başlar. İş ararken artık hurda olmuş bir gemiyle karşılaşır. Karşısına çıkan her görüntüde umutsuzluğunu daha çok hissetmektedir. Günlerdir şehre yağan kar, şehirde Mahmut’tan başka tanıdığının olmaması Yusuf’un kalbinde duygusal boşluklar yaratır. Karın tadını çıkaran çiftleri hayranlıkla seyreder. Aşk her zaman hayata tutunma sebebidir ve Yusuf bunun eksikliğini soğukla birlikte iliklerine kadar hisseder. Ancak iletişim kurmakta zorlanır, Yusuf için aşk uzaktan seyredilecek hiç bir zaman varılamayacak bir kara parçası gibidir.

Yusuf hayatın çok başında heyecanlı, her şeyi merak eden, hevesli bir karakterdir, Mahmut ise entellektüel olmak için uğraşırken entellektüel görünmeye çalışmaktan öteye geçememiş bir kaybedendir. Yusuf her fırsatta köydeki annesiyle konuşurken, Mahmut hasta annesi ile ilgilenmemektedir. Yusuf ve Mahmut gece ile gündüz kadar birbirlerinden farklıdır, bu farklılık onların bir arada yaşadığı evi bir cehennem ruhuna sokar.

Yusuf, her gün Mahmut’un onu evde istemediğini belli eden davranışlardan kurtulmak için sürekli iş arar ama bulamaz, köye de dönmek istemez çünkü ailesine ve -özellikle annesine- karşı mahçup duruma düşmek istemez. Yusuf’un sabrı bitmek üzeredir, bardağı taşıran son damla Mahmut’un evde kaybolan saatin sorumlusu olarak Yusuf’u görmesi, Yusuf evde yokken onun çantasını karıştırmasıdır. Aşağılanmaya dayanamayan Yusuf evden gider. Hayatta sadece bir reprodüksiyon olan Mahmut asıl kaybedenken yaşama her gün yeniden başlayan Yusuf hayatının yönlendiricisidir.

Uzak filminden alımlanacak olansa Yusuf gibi binlerce insanın Mahmut gibi bireylerin elinde umutsuzluğa, karamsarlığa ve çöküşe sürülmeleri olacaktır.

Yorumlar