Elif Hamitoğlu


Mao sonrası döneme dair kitaplar hazırlayan bir yayınevi Mo Yan’dan dönemi anlatan bir makale yazmasını ister. Mo Yan, yayıncıdan gelen bu teklifi başta kabul etmez. Çünkü dönemi bir makalenin kuru diliyle anlatamayacağını düşünür ama yayınevinin ısrarını kıramayacağı bir noktaya gelmiştir. Küçük bir pazarlıktan sonra yazmaya karar verir. Ancak kalemi kontrolü ele alır ve tarihte ileri geri bir yolculuğa başlar. 

Makale yazmak için oturulan masadan roman yazarak kalkar Mo Yan. İlkokuldan askerliğe, oradan da yazar olma sürecine kadar her şeyi anlatır. Tüm bunları yaparken toplumsal ve sosyal durumu anlatmaktan da geri durmaz. Çin’in yaşadığı kaotik ortamı, bu ortamın sıradan insanların hayatına nasıl etki ettiğini tüm hikaye boyunca okura hissettirir. Çünkü Mao iktidarının etkileri sanattan evliliklere kadar uzanır. 

Mo Yan, o dönemde toplumsal eşitsizliğin farkında olan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir askerdir. Yüksek mevkilerde tanıdığı olmadığı için sürekli çalışmak zorunda olduğunu bilir ve hiçbir zaman işten kaçmaz. Ailesinin onunla gurur duymasını çok ister. Asker olma isteğinin altında, ölürse şehit mertebesinin ailesini gururlandıracağından görevinin onun için ne büyük anlam taşıdığını söyler. Bu düşüncenin sadece ona ait olmadığını, o dönemde bütün sosyo-ekonomik durumu kötü olan gençlerin aynı düşünceyle asker olmaya çalıştığını ifade etmektedir. Şansın çoğu zaman yanında olmadığını, sürekli çalışmak zorunda olduğunu, ailesinin içinde bulunduğu zorlu yaşam koşullarının sadece Mo Yan’a ve ailesine has değildir. Buradan anlaşılıyor ki iyi bir eğitim almak ve meslek edinmek dönemine şartları itibariyle oldukça zordur. Toplumun en alt kesiminin durumunu, anlattığı bu kısa hikayede özetler Mo Yan. “Bahtsız bir adam olan Jiang Ziya un satarken kuvvetli bir rüzgar bütün ununu alıp götürmüş sonra kömür satayım demiş ama o kış ılık geçmiş aksi gibi, başını göğe kaldırıp uzun uzun iç çekerken de kuş sıçmış ağzına.” Disiplinin her alanda ön plana çıkmaktadır. Aile ilişkilerinde iletişimin kapalı olup, saygı çokça ağır basmaktadır. Okulda ve askerlikte aynı şekilde hiyerarşinin sesini duyarız. Değişim çok kolay yaşanmaz hiçbir devirde ve hiçbir insanda.

Nobel ödüllü Mo Yan’ın Değişim öykü içindeki öykü kurgusuyla güzel bir tat bırakıyor. Kendi yaşam öyküsünü, sınıf arkadaşlarının iş yaşamı, evlilik hayatıyla harmanlayarak yazması bir çok detayı da gözler önüne sermesine izin veriyor. Arkadaşının nasıl zengin olduğunu anlattığı bölümde “…O zamanlar saftık her şeyi kanuna uygun halde yapmaya çalışıyorduk…” ifadesi dönemin ve hatta günümüzün kapitalizmine en güzel eleştiriydi. 

Değişim, bireylerin ve toplumun nasıl bir dönüşüm yaşadığını okusak da, Li Cunxin’in Mao’nun Son Dansçısı isimli kitapta Çin’in yaşadığı sefaleti çok daha açık şekilde görüyoruz. Kahramanın hayatını dansa adadığı ve önüne çıkan engelleri nasıl aştığını anlatan otobiyografik roman bir yandan, açlığın, fakirliğin, çocukları yesin diye çoğu gece aç yatan anne ve babaların, çaresizliğin tüm hatlarını gözler önüne seriyor. Değişim de ise Mao sonrası toplumun refah düzeyinin biraz daha arttığını, insanların biraz daha geleceğe umutla baktıklarını görüyoruz. Toplumsal değişimlerin bireylerin hayatına nasıl da etki ettiğini vurgulamaları iki kitabın ortak noktası.

Mo Yan

Yazarın tüm bu çabasının dışında satır aralarında kendine döndüğü anların, insana ve insan yaşamına dair yaptığı analizler neden ödül aldığının bir diğer cevabı. İnsan varoluşundan beri düşünmeye başladı ancak hatalar ve değişim üzerine, bulunduğumuz yüzyılda çok fazla konuşuluyor. “Hatanı kabullenmen işin başı daha. Ama değişmen de lazım.”  Bu cümleyle değişimin en başlangıç noktasını işaret ediyor: Kabullenmek. 

Yorumlar