Armağan Akın

Hollywood’un karanlık ilişkilerinden Yurttaş Kane’e…

Her projesi heyecanla beklenen usta yönetmen David Fincher’ın Amerika’da kısıtlı ve az sayıda sinema salonunda gösterildikten sonra 4 Aralık’ta Netflix’te gösterime giren son filmi Mank (2020) kuşkusuzyılın en dikkat çeken sinema olaylarından biri oldu. Fincher’ın filmografisinde yer alan diğer filmlerine göre daha politik bir yerde duran Mank, senaryo yazarı Herman J. Mankiewicz’in sinema tarihi açısından bir mihenk taşı sayılan Citizen Kane (Yurttaş Kane)’in hikâyesini yaratma sürecine ve Büyük Buhran sonrası Hollywood’una içerden bir gözle bakan bir dönem filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Mank (2020), Citizen
Kane (Yurttaş Kane)’in
Oscar ödüllü senaryo
yazarı Herman J.
Mankiewicz’in
hayatının farklı
dönemlerine
odaklanıyor

Orson Welles’in alkolik yazar Mank’e talimatlarıyla başlayan film senaristin Kember Campbell Çiftliği’ndeki senaryo çalışmasına odaklanırken geri dönüş sahneleriyle 1930’lar Hollywood’unda birçok karakteri tanıtarak Citizen Kane (Yurttaş Kane)’in esin kaynaklarının altını çiziyor. Mankiewicz’ın bilinçaltına giren kamera 1930’lar ve 1940’lar Hollywood’unda dolaşırken filmin odağı giderek genişliyor ve sinema dışı alanlara giriyor. Stüdyo sisteminin kurucularından biri olan Louis B. Mayer ile Mank arasında yaşananları, 1934 Kaliforniya valilik seçimlerini ve sosyalist yazar Upton Sinclair’ın seçimleri kaybetmesi için sinema aracılığıyla yapılan propogandayı ve tüm bunların arkasında yer alan medya patronu William Randolph Hearst’i karanlık bir atmosferde gözler önüne seriyor. Aslında film, Welles – Mank ilişkisini ve Citizen Kane (Yurttaş Kane)’i bir süre sonra bir kenara bırakıp ışıltılı Hollywood’un ideolojik bir aygıt olarak nasıl karanlık işlere bulaştığını göstermeyi seçiyor. Mank’in zihninde Hearst, Citizen Kane (Yurttaş Kane)’in başkarakteri Charles Foster Kane’e dönüşüyor.

Senaryosunu 1990’larda Fincher’ın babası Jack Fincher’ın yazdığı Mank (2020), senaryo yazarlığına saygı duruşu gösteren bir film olma özelliği de taşıyor. Filmin bölüm geçişlerinde daktilo sesleri eşliğinde senaryo taslağı görüntülerini göstermesi belli periyotlarla senaryo yazım sürecini, senaristi hatırlatıyor. Yıllarca adının geçmesini istemediği projelerde senaryo yazarı olarak yer alan sosyalist yazar Mank, ‘American’ (Mankiewicz, Citizen Kane senaryosunu bu isimle yazıyor, fakat O. Welles daha sonra projenin ismini değiştiriyor) isimli projeden çevresindeki insanlar tarafından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Mank vazgeçmiyor ve hatta O. Welles’e projede isminin yer alması talebinde bulunuyor. Mank kafasındaki hikâyeyi kusursuz anlatmaya o kadar odaklı ki O. Welles’in onun talebi üzerine gösterdiği abartılı tepkiyi – O. Welles ortalığı yıkıyor – dikkate almadan bu davranışı senaryosu için bir malzemeye dönüştürüyor.

Filmde medya patronu Hearst’ün desteğiyle
ünlü olan Marion Davies karakterine Amanda
Seyfried hayat veriyor.

Garry Oldman’ın etkileyici performansı ile hayat verdiği Mank karakterinin yanı sıra filmde tek başına hikâyesi anlatılmayı hak edecek birçok yan karakter yer alıyor. Öyle ki medya patronu William Randolph Hearst’in desteğiyle ünlü olan sevgilisi Marion Davies ve onların çıkarlara dayalı ilişkisini gözlemleyen Mank, Susan Alexander Kane (Citizen Kane’deCharles Foster Kane’in metresi) karakterini yaratıyor. Bir başka karakter; ara görüntüler ve doldurma sahneler çekmekten bıktığını ifade eden Mank’in arkadaşı Shell, Sinclair’a yönelik karşı propaganda filmlerini yönettiği için pişmanlık duyuyor ve dürüstlüğünden ödün verdiği için seçim sonuçlarının açıklandığı saatlerde ofisinde intihar ediyor. Mank aracılığıyla tanıdığımız bir başka karakter ise çiftlikte kaldığı süre boyunca senaryoyu daktilosunda yazan ve savaşta görev yapan sevgilisi Ian’dan haber alamadığı için ümitsizliğe düşen Rita. Lily Collins’in canlandırdığı Rita, sevgilisinin yaşadığını öğrenince sevinçle Mank’e koşar. Mank’in yaklaşımına karşı haykırır: ‘Mank, sen hiç ciddi olamaz mısın?’ Mank’in cevabı onun karakterini özetler niteliktedir: ‘Ancak komik bir şey olduğunda.’

İngiliz oyuncu Charles Dance’nın performansı ve W.R. Hearst’e fiziksel benzerliği ise filmin etkileyici bir başka yanını oluşturuyor. Özellikle Mank’in ‘hileli’ seçim zaferi sonrası Hearst’in malikânesinde verdiği yemeğe sarhoş katılması, ‘öfkesinden ziyade kederinden’ söylediklerine karşılık Hearst’in bakışları ile görünenden fazlasının aktarıldığı güçlü bir sahne yer alıyor. Mank’in çıkışıyla herkesin dağıldığı gecede Hearst’in onunla baş başa yürürken üstenci bir tavırla ‘laternacının maymunu’ hikayesini anlattığı sahne ise Hollywood’un karanlık gerçekliği olarak küçük maymunun ‘enfes altın zincirle’ laternacıya bağlı olduğunu acımasızca Mank’in yüzüne vuruyor.

Medya patronu W.R.Hearst’ü İngiliz oyuncu
Charles Dance canlandırıyor

Fincher’ın ustalıkla kurguladığı geri dönüş sahneleri, eksiltili anlatımı ve sinematografik tercihleri de Citizen Kane (Yurttaş Kane)’e selam niteliği taşıyor. Öyle ki yönetmen bazı bölümlerde – seçim gecesi Trocadero Gece Kulübü’ndeki ışık sahneleri- doğrudan Citizen Kane (Yurttaş Kane)’i hatırlatıyor. Bununla beraber Fincher’ın dönemin atmosferini yansıtmak üzere siyah beyaz tercih etmekle beraber görüntüye ‘grain’ler eklemesi filmin estetiğinin ne kadar detaylı tasarlandığını gösteriyor. Fincher’ın daha önceki projelerinde de yer alan Trent Reznor-Atticus Ross ikilisinin dönemin ruhunu öne çıkaran besteleri ise hikâyenin atmosferine güç katıyor.

‘Gerçeğin hatadan
korkacak hiçbir şeyi yok, yeter ki akıl onunla savaşmak için özgür bırakılsın.’

THOMAS JEFFERSON

MANK (2020) David FincherÕs MANK is a scathing social critique of 1930s Hollywood through the eyes of alcoholic screenwriter Herman J. Mankiewicz (Gary Oldman) as he races to finish the screenplay of Citizen Kane for Orson Welles. Gary Oldman as Herman Mankiewicz. Cr. Gisele Schmidt/NETFLIX.

Nerdeyse bütün bir yıl sinemaya dair her şeyi ezip geçen salgına rağmen David Ficher’ın uzun bir aradan sonra gelen son filmi Mank (2020), Citizen Kane (Yurttaş Kane)’in senaryosunun nasıl ortaya çıktığını anlatan bir film olarak hafızlara kazınacaktır. Ancak birçok kişide de daha çok dönemin karanlık atmosferi üzerinden hem o dönemi hem bugünü tekrar düşündüren politik bir film olarak iz bırakacaktır. Ve tabii ki sosyalist yazar Upton Sinclair’i dinleyenlerden birinin ‘Aimee Semple McPherson senin imansız bir komünist olduğunu söylüyor’ demesi üzerine Sinclair’in cevabı unutulmayacaktır: ‘Hristiyanlık dini, çoğu zaman egemen sınıflar tarafından kendilerini iktidarda, fakirleri de daha fakir halde tutmak için kullanılır. Bu bir günah ve yanılgıdır dostlarım. Thomas Jefferson’ın şu sözüne katılıyorum: ‘Gerçeğin hatadan korkacak hiçbir şeyi yok, yeter ki akıl onunla savaşmak için özgür bırakılsın.’

Yorumlar