Ferhat Uludere


Bir elbise tüccarı olarak İstanbul’a gelen, daha sonra da Fransız Konsolosluğu’nda görev alan Louis Chénier, Pera’nın sokaklarında dolaşırken Yunan asıllı Élisabeth Santi-Lomaca adında bir kadına âşık olmuştu. Karşılıksız değildi aşkı; kısa sürede evlendiler ve bir konağa yerleştiler. 

Evlendikleri dönemde Osmanlı idare edilemeyecek kadar karışıktı, Sultan II. Ahmed’in dört yıllık saltanatı yakalandığı siroz hastalığı nedeniyle son bulmuş ve tahta orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu, siyah sakallı III. Mustafa çekmişti. Nam-ı diğer şair Mustafa, Cihangir müstearıyla yazdığı şiirlerle tanımam ve şiire düşkünlüğü cihanın dört bir yanına yayılan Mustafa… Ama Rusya ile olan gerginliklere bir türlü çözüm bulamıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun güç kaybetmesi topraklarını genişletmek isteyen krallıkların dikkatinden kaçmıyor ve kaçınılmaz bir savaşın sadece tarihi erteleniyordu. 

Böyle bir dönemde Chénier çiftinin üçüncü çocukları dünyaya geldi. Ekim ayıydı ve tarih 1762 yılını gösteriyor. Andre doğduğunda babası Fransa’ya dönmeyi aklına koymuştu ama bir türlü yapılması gerekenler bitmiyordu. Fransa’ya dönüş üç yıllık bir zamanı alacak, Andre; Galata sokaklarında akranlarıyla oynayacak, Karaköy’de denizi izleyecek, İstanbul’un ve Boğaz’ın tüm serinliğinde kurduğu oyunları annesinin seslenişiyle son bulacaktı. Bu seslenişe babasının da sesi katıldığında Andre için İstanbul yaşamı bitmiş ve Fransa’ya doğru bir yolculuk başlamıştı. Onların terk ettiği Osmanlı İmparatorluğu Ruslarla savaşa girdi ve Osmanlının sonu artık yaklaşıyordu. 

Savaşın kapıda olduğunu bilen Chenier, ailesini de bu yüzden Fransa’ya götürmüştü. Ama Andre Chénier’in ayak bastığı Fransa’nın durumu da çok parlak görünmüyordu. Dünya yakın zaman önce Sanayi Devrimi’ne tanıklık etmişti. Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştı. Yaşanın huzursuzluk elbette ki Fransa’yı etkiliyordu. Sanayileşme sonucunda ortaya çıkan yeni bir sınıf Fransız kentlerinden yayılarak dünyayı değiştirmeye yemin etmiş gibi yükseliyordu. Asıl tehlikeydi işte buydu… 

Andre Chénier karışık bir İstanbul’dan karmakarışık bir Paris’e ayakbastı. 

Bu uzun girişe rağmen onun hayatı bunlardan bağımsız da anlatılabilirdi elbette. Ama o zaman Andre Chénier’den bahsetmiş olmazdık. O çok kısa yaşadı, fakat bu kısa süre zarfından dünya değişiyordu o da bu değişimin içindeydi. Dünyayı değiştirmek için fitilleri ateşleyenlerden biri oydu. Bu yüzden onu anlatmak aslında Fransa’yı, hatta Fransız Devrimi’ni anlatmak olacak. 

1783 yılında, daha 11 yaşındayken babasının verdiği bir kararla orduda eğitim almaya başladı. Girdiği denizcilik okulunda başarısız oldu. Eğitimler, silahlanmak ve savaşçı olarak hazırlanmak onun için uygun değildi. Asker olmak istemiyordu. Ani bir kararla ordudan ayrılıp Fransa’ya geri döndü. Özellikle annesi çok sevinmişti bu geri dönüşe, özlüyordu oğlunu ve onun için bambaşka planları vardı. 

Élisabeth Chénier, Fransa’nın entelektüel çevrelerinin tanınan bir simasıydı o yıllardı. Balolarda, tiyatrolarda boy gösteriyor, yazarlar ve şairlerle dostluklar kuruyor ve kocasının servetinin ihtişamını sergiliyordu. Bayan Chénier artık oğluyla birlikte katılmaya başlamıştı bu toplantılara. Annesiyle birlikte gidip gelmeye başladığı entelektüel çevrelerde tanıştığı yazar, şair ve ressamların etkisiyle küçük yaşlarda edebiyata yöneldi. Daha çok fazla ürün vermiş olmasa da bu toplantılarda yaptığı konuşmalar ve tartışmalar sonucunda herkes onun başaralı bir şair olacağını düşünüyordu. Chénier de onu istiyordu aslında; şair olmaktan başka bir yola girmesi imkânsız gibi görünüyordu. Ama farklı olacaktı o, başka şeyler yapmak istiyordu, şiirlerinde çağının şairlerinden öne çıkmak ve kendi yazın dilini yaratmak için çaba gösteriyordu. Daha sonra klasisizm olarak adlandırılacak akım onun kendini ifade edemeyeceği kadar sığ görünüyordu. O Rönesans düşüncesini yeniden tartışmak, tüm sanat disiplinlerini Aristoteles’in koyduğu kurallarla incelemek istemiyordu. Soyluluk, sınırlılık, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemlilik; bunların hiçbiri onun için, onun şiirine hakkında söylenecek kavramlar değildi, o bambaşka bir şey yapıyordu. O dönem bir isim verilemedi ama daha sonra onun yapmak istediği şeyin “romantizm” olduğu söylenecekti. 

Saraylara, salonlara ve zenginlerin görkemli dünyasına ait olan şiir sanatını dışarıda gördüklerinle süslüyordu. Çünkü saray duvarlarının ardında kalan dünya çok da içacıcı değildi. Gökyüzünde dolaşan yağmur bulutlarının yarattığı gibi sıkıntılı bir hava vardı dışarıda. Yapılan her şey, söylenen her söz çıkması muhtemel bir fırtınanın habercisiydi. 

18. yüzyılın başlarından beri Fransa’da dış ticaretinin kat kat artması, varlıklı bir burjuvazi oluşturmuştu. Bu sınıflar, artık sahip oldukları ekonomik güce karşılık gelecek bir politik güç istiyorlardı. Feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyoekonomik sınırlamaların kaldırılmasından yanaydılar. Kraliçe ile köylülerinde arası açılmıştı ve saray duvarları iki ayrı sınıfın istekleri arasında sallanıyordu. Böyle bir ortamda şiirleriyle, yazılarıyla dünyayı aydınlatmak, etrafına ışık saçmak için uğraşıyordu Andre Chénier… 

1789 yılında beklenen oldu. Halk ve yeni kurulan sınıf burjuvazi kraliyetin iradesini yıktı. Andre Chénier devrimin tarafındaydı. Halkın bu ilerici hareketi onu etkilemiş ve dönemin ruhuna katılıp kraliyete karşı o da düşünceleriyle ayaklanmıştı. Şiirleri devrimini anlatıyordu. 

Bu ihtilal Robespierre’i öne çıkarmıştı. Andre Chénier, aynı safta olmasına rağmen bu siyaset adamının yeterli olduğunu düşünmüyordu. 

Robesspiere halkı arkasına almak istiyordu ve saray erkanı için idam kararı çıkardı. Bu kararı en fazla eleştiren Andre Chénier oldu. Çünkü o insanın yaşama özgürlüğünü sonunu kadar savunuyordu. Hiçbir suç bir insanın ölümüyle eş değer olamazdı. Andre Chénier’in şiddetli eleştirilerine dayanamayan Robespierre, onu ilk önce hapis cezasına çarptırdı. Monarşiyi yıkmak için çaba gösteren halk kendi elleriyle eleştirel düşünceyi yok etmeye, hatta onları zindana atmaktaydı ve başarılı da oldu. Bahane hazırdı; Chénier yeni kurulan devlete karşı suç işlemişti.  

Fransa bir terörün içeni doğru sürükleniyordu. Andre Chénier zindanda şiir yazmaya devam ediyor, kargaşanın doruklara çıktığı dönemlerde Joseph-Ignace Guillotin adında bir doktor ve kurulan meclis üyesi soyluların idamı için benzerlerinden biraz farklı bir idam aracı geliştiriyordu: Yeni bulunan bu idam aracının adı giyotin idi. 

Dışarıda giyotinler kurulurken o rutubetli Fransız zindanlarında; 

“Ah ölüm uykusuyla kapanacak gözlerim!

Gideceğim bir anda 

Yazacağım son şiirlerimdir bunlar benim,

Dört duvar arasında”

diyen dizeler yazıyordu iç çamaşırına. Çamaşırlarla birlikte bu dizeler de zindanların dışına çıkıyor ve insanlara ulaşıyordu. Şiirlerin ortalarda dolaşması Robespierre’i korkutuyordu. Zindandaki şairden de korkmaya başlamıştı ve kararını verdi. Galata’da doğan şairin boynu giyotinle kesilecekti. 

Andre Chénier’in hapsedildiği zindanın kapısı 24 Temmuz 1794 günü açıldı. Askerler yaka paça dışarıya çıkardılar onu ve Paris’in ortasına kurulmuş bir giyotinin başına getirdiler. Bir şey demedi şair, adet üzere son isteği soruldu. O, idamını izlemek için karşısına dizilmiş halka baktı. Ayağa kalktı ve giyotinin önünde durdu. Öylece bir daha baktı onlara, ön sıralara dizilmiş olanlarla göz göze geldi. Halk infazı izlemekten keyif alıyordu. Andre Chénier başını ellerinin arasına aldı ve onlara seslendi. “Bunun içinde daha çok şey vardı…” Sesi herkesin kulağında yankılanırken o vakur bir gülümseyişle giyotine başını koydu ve cellât bıçağı tutan ipi çektiğinde içi insanlığı daha ileriye götürecek düşüncelerle dolu olan baş giyotinin önünde duran asırdan sepete düştü. 

Andre Chénier ölse de doğduğu konak hala ayakta, artık onu hatırlatacak hiçbir şey yok orada. Bugün harap halde bulunan ve Sen Piyer Hanı olarak anılan konakta sadece şairin burada doğduğuna ilişkin küçük, küflü bir tabela asılı. 

Yorumlar