Elif Hamitoğlu


Eline kağıt kalemi almış ve yazmayı denemiş herkes; ister istemez çok fazla şey anlatma derdine düşer. Anlatmak istediklerini en iyi ve en etkili şekilde nasıl aktarır; yazdıkları nasıl daha etkileyici olur, bunun peşinden gider. Kelimelerini ölümsüzleştirme ve diğerlerinin sözlerinden daha başarılı olma çabası içinde bir yerde gizli gizli iğneler onu. Bu zorlu yolları geçmeyi başaran yazar ise yazdığı eserle sonsuza dek yaşamaya devam eder.

Halil Cibran, hem bu zorlu yollardan geçmiş hem de Amin Maalouf’un dediği gibi haksız bir çok eleştiriye maruz kalmıştır. Onun baş yapıtı Ermiş’i basit bir şiir kitabı olarak değerlendirmekten tutun da Nietzche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabına kadar benzetilmesi yazarın uğradığı en büyük haksızlık bana kalırsa. Ortalama yüz yirmi sayfa civarı olan eseri yazıp bitirdikten sonra, dört yıl yanında taşımış Halil Cibran. Üzerinde defalarca ama defalarda çalışmış. İlyas Aslan’ın da belirttiği gibi “kelimenin gücünü ve büyüsünü bütünüyle kavramış biri.”

Ermiş dili, anlatımı, tarzıyla bir kutsal kitap edası barındırıyor. Kullandığı üç isimden birinin Mustafa olması (benim elimdeki kitapta Mustafa, bazı kaynaklarda Muhammed) tartışmaları körükleyen bir diğer nokta olmuş. Diğer isimler ise Mitra ve Orfales. Ermişin kendisi Mustafa, aşktan özgürlüğe, ıstıraptan güzelliğe dair birçok konuda öğütler verir kitap boyunca. İçsel yolculuğunu en naif, en sade şekilde anlatmış ve veda sözleriyle sonlandırmıştır kitabını Cibran.

Bir eseri okurken, anlamaya çalışırken, verilen mesaj nedir veya tüm bu anlatılanlardan benim anladığım nedir diye düşünmek yerine yazarın kullandığı isimleri, anlatma yolunu, onun inancını mercek altına almak bireye ve akabinde topluma katkı sağlamayacağı aşikardır. Cibran kırk sekiz yaşında kanserden öldüğünde kitaplarının bu kadar çok konuşulacağını ve tartışmalara yol açacağını düşünüyor muydu bilinmez ancak hastanede son günlerinde mektup yazdığı arkadaşına hala hayallerinden bahsediyordu.

Yazarın zihnine, hayal gücüne sınırlama getirecek her eleştiri edebiyatın yazısız kanunlarına ters düşmektedir. Özgürlük sadece Cibran’ın değil tüm yazmak isteyenlerin en büyük ihtiyacıdır. Esinlenmeler, denemeler olmadıkça yeni fikirler yaratmak çokta mümkün değildir. Düşünceler çarpışarak yenilerini doğururlar. Yazarın kimliği her zaman eserin arkasındadır ve öyle kalmalıdır. Yeni bir tür denemek, yeni bir yol denemek, tüm bunlar kalemi tutan elin hakkıdır. Burada bahsedilen Cibran’ın veya ötekileştirilen diğer yazarların eleştiri almaları değil, haksız yere eleştiri almalarıdır. Tüm bunların ışığında doğu ve batı arasında bir dünyası olan Cibran’ın hayatı çeşitliliklerle doludur ve tüm bu çeşitlilik onu “o” olmaya zorlar. Edebiyatın dışında kalmak Cibran için ne ölçüde anlamlıdır bilemiyoruz ancak Cibran’ın böyle bir gayesi var mıydı belki de bu soruyu sormak gerek. Ermiş’i okuduktan sonra, bunu yazan, yazabilen birinin edebiyat dünyasının neresinde kaldığını pek de sorun etmediğini düşünüyorum.

Ermiş’i okurken anladım ki her cümlenin altını çizmem imkansız. İşte bu yüzden onu kütüphanemde tekrar tekrar okunacak kitaplarımın arasına yerleştirdim. Eserleriyle hala yaşayan bir yazarın sözleriyle veda etmek isterim: “Aksayanlar bile geriye gitmez.”

1 Yorum

  1. Harika bir makale, çok sevdiğim bir yazarın olduğu yeri herkese gösterebilmek çok değerli .. sayfayı sosyal medya hesaplarımdan tüm networkume ileteceğim .
    Sevgiyle

Yorumlar