Ferhat Uludere

“Gülümsemeye çalışıyorum
Bana bakan intikama rağmen
Senin domates suyun her yanıma bulaşmış
Paramparça bir adamsın
Unutmaya çalışıyorum
Ölümünün kokusunu bile
Hala burnumda
Şimdi daha çok sorunum var
Tüm parçaların elimde…”

Dennis Nilsen

Bu dizeleri yazan adam 1978 yılına kadar oldukça sıradan biriydi. Asosyal, silik, ezik ve toplumla çok yakın ilişki kuramazdı, içine kapanıktı. Ama 1978 yılında bambaşka biri oldu, artık kendini o da tanıyamıyordu. Üç sene boyunca herkesten gizleyeceği sırlar yarattı. 1981’de yeni taşındığı binanın kanalizasyon boruları tıkanmıştı. Apartman yönetimi çareyi tesisatçı çağırmakta buldu. Tesisatçı yaptığı kısa çalışmanın ardından boruları tıkayanların kemik ve çürümüş et parçaları olduğunu anladı.

Polise haber verildi ve polis daha yeteri kadar inceleme bile yapmadan Dennis Nilsen, çürümüş etlerin ve kemiklerin sebebinin kendisi olduğunu itiraf etti. Daha önce de cinayetleri olduğunu da açıkladı. Arabası olmadığı için kurbanlarının cesetlerini parçalara ayırıp tuvalete atıyordu. Tabii bu kurbanla yapılan son işlemdi. Hakkında yukarıdaki şiir yazılan adam muhtemelen yoğun geçen iş gününün yorgunluğunu atmak için evine en yakın pub’a giden bir işçiydi. Yoksul ve yalnızdı… Barda yanına yaklaşan ve kendisini içki ısmarlayan adamın davetini kabul edip daha fazla içmek için onun evine gitmişti. Alkollü gecenin ardından bir kravatla boğularak can verdi. Cesedi bozulana kadar Dennis Nilsen’in sapkın fantezilerinin kurbanı olacak ve ardından da parçaları klozette atılacaktı. 15 kişini hayatı böyle son buldu ve Nilsen bazıları için yukarıdaki gibi şiirler yazdı. Dennis Nilsen 1983 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı…

Onlar da şiir yazıyordu

Seri katiller arasında tek şiire meraklı de Nilsen değildi. Joel Rifkin ve Ted Bundy’nin de benzer edebi çalışmaları bulunuyordu. Albert Fish’in hastalıklı mektubu katillerin yazdığı yazıların dehşetini fazlasıyla ortaya koyuyordu. Ama katiller asıl şöhretlerini kendi yazdıklarıyla değil haklarında yazılanlarla, çekilen filmlerle kazandı… Seri katiller hiçbir zaman sadece katil olarak kalmadılar. Onlar popüler kültürün vahşet ikonları oldu. Ted Bundy, hapishanede yüzlerce kadının aşk itiraflarıyla boğuşmak zorunda kaldı. Evlilik teklifleri, çılgın cinsel fanteziler içeren mektuplar sıradan insanların aslında vahşet tutkunu yaratıklar olduğunu gözler önüne seriyordu. Hayranlarından aldığı mektuplara karşılık veren Bundy posta kartlarına değme kadını baştan çıkaracak şiirler yazmayı ihmal etmiyordu… “Sana bu öpücüğü yolluyorum/ ve sarman için bu vücudu./ Bu gece seninle uyuyorum/ söylenmemiş aşk sözleriyle…” Bu dizeleri yazan da kaç kişiyi öldürdüğü hala saptanamamış Ted Bundy’di…

İnsanların vahşet tutkusu seri katilleri popüler kültür ikonları haline getirirken bir yandan da onları sanatsal figürleri dönüştürdü. Pek çok roman ve pek çok film katilleri yeniden ve yeniden yarattı. Hatta bir süre sonra katiller bambaşka şekillerde insanların karşısına çıkmaya başladı. Yani sanat seri katil kavramını baştan yarattı. Geneli toplumdan dışlanmış, silik, ilgisiz, hastalıklı karakterleri insanüstü zekalarla süsleyip toplumun bir parçası haline getirdi. Hepsi imrenilecek yaratıklardı. Zekiydiler, başarılıydılar, paraları ve kadınları vardı… Yakalanana kadar yaşamları orta sınıfın üzerindeydi.

Bol katilli Hannibal Lecter
Sir Anthony Hopkins – Hannibal Lecter
The Silence of the Lambs

Thomas Harris imzalı Kuzuların Sessizliği, roman olarak pek bir etki yapmasa da filmiyle sadece gişe rekorları karmakla kalmayıp, pek çok ödülü de süpürmüştü. Hatta filmin hatırına serinin diğer kitapları Hannibal, Hannibal Doğuyor, Kızıl Ejder de dünya çapında hatırı sayılır bir rakama ulaştı. Hikayenin seri katili Hannibal Lecter on beşin üzerinde seri katilin birleşmesinden ortaya çıkmıştı. Yukarıda ismini zikrettiğimiz Dennis Nilsen büyük bir kısmına esin olsa da, küçük kızları öldürüp yemek gibi bir alışkanlığı olan Albert Fish, iki yaşlı kadını öldürüp onların derilerinden yelek diken Ed Gein’in özelliklerini de taşıyordu… Ama Ed Gein daha öncesinde bambaşka bir karakter ilham olmuş ve korku edebiyatının en önemli karakteri onun üzerinden yaratılmıştı.

Ed Gein’in büyük hediye

Robert Bloch’un unutulmaz eseri Sapık köklerini Ed Gein’den alır. Gein dört kişilik bir ailede büyür. Oğullarını kayışla döven alkolik bir babası, ona tam tezat oluşturacak derecede dindar bir annesi vardır. Annesinin baskıları onu bir yandan dine iterken bir yandan da dinin katı kurallarıyla sarmalar. Annesinin ölümünün ardından yalnız başına kalır. Annesini diriltmek için anatomi çalışır, mezarları eşeler… Annesinin derisinden kendine elbise yapar, kafataslarından çorba içer… Genellikle orta yaşın üzerindeki kadınlar ilgisini çeker. Cinsel ilişkisi hiç olmamış Gein bu ilginin nedenini bir türlü bilemez ve annesinin öğütlerini dinler. Annesinin hayalleri bu kadınları öldürmesini istemektedir. Çünkü bu kadınlar günahkârdırlar. Ed Gein ailesinden kendine kalan evi bir dehşet yuvasına dönüştürdüğü gibi Norman Bates de işlettiği Bates Motel’i bir dehşet yuvası haline getirir. Norman Bates de Ed Gein gibi annesine bağımlı bir hayat yaşar. Ölmüş annesinin hayaleti ona emirler verir ve ahlaksız olduğu düşündüğü insanları öldürmesini ister. Norman Bates korku edebiyatının olduğu kadar korku sinemasının da vazgeçilmez ve benzersiz karakterlerinden biri olmasındaki en büyük pay elbette ki Ed Gein’in Amerika’nın küçük bir kasabasında peş peşe işlediği korkunç iki cinayetti.

Ted Bundy kadar yakışıklı

Bret Easton Ellis‘in Amerikan Sapığı, seksenli yıllarda yaşayan bir katil yaratır ve bu katil de Hannibal Lecter gibi idealize edilmiştir. Hatta seri katiller arasında yakışıklılığıyla birçok sıradan vatandaşı kıskandıracak Ted Bundy kadar kadınların üzerinde etkilidir. Yüksek gelirli ve mevki sahibi katilimiz pek çok seri katilden aşırma öldürme sitilleri de kullanır.

Koku topluyorum Frankenstein kadar masumum
Ben Whishaw – Jean-Baptiste Grenouille
Perfume: The Story of a Murderer

İdealize edilmiş seri katil romanlarından biri de Patrick Suskind imzalı Koku. Sefalet içindeki Fransa’da, bir balık satıcısı kadın tarafından doğurulur. Annesi ölü olduğu zanneder ve çöplerin arasına atar. Yetimhanede büyürken koku alma duyusunun fazlasıyla gelişkin olduğunu anlar. Gençlik döneminde tabakhanede çalışmaya başlayan Jean, şehre indiği bir gün bir genç kızın kokusuna kapılır ve onu takip ekmeye başlar. Kıza ulaştığında kız korkar ve çığlık atar. Jean, panik içinde onun ağzını kapar. Ama öylesine korkmuştur ki kızın kollarının arasında öldüğünü fark etmez. Jean kızın her yerini koklayarak güzelliğin ve ölümün kokusunu içine sindirir. Kokuları biriktirmeyi öğrenen Jean eşsiz bir kokuyu yaratmanın peşine düşer ve bunu için de 12 kişiyi öldürmesi gerekir… Katilimiz eşsiz bir yeteneği vardır ve kimse onun gibi değildir… İdeali için cinayetler işler. İlk cinayeti ise neredeyse Frankenstein saflığını taşır. Birçok katilin bu tip yüce amaçları bulunur. Mesela Jeffrey Dahmer’ın zombi yaratma projesi vardır ve fazlasıyla dehşet içerir. Hatta toplumu temizlemeyi görev edinmiş katillerimiz de mevcuttur.

Filmlerimiz de var

Seri katil romanları arasından yaptığımız bu seçki edebiyatın katillerin dünyasını oldukça farklılaştırdığını, hatta o dünyayı baştan sona yeniden yarattığını gösteriyor. Bu başkalaşmayı yaratan aslında sadece edebiyat da değildi. Katiller sinemada yazından daha fazla alan buldular. Hem ticari anlamda daha fazla gelir getiriyordu, hem de korku romanları ve korku filmleri arasındaki etki oldukça farklıydı. Sinema bazen katillerin hayat hikayelerini beyazperdeye aktardı… Dahmer, Henry Lee Lucas:Portrait of a Serial Killer, Drifter: Henry Lee Lucas, Grayman, Ed Gein, Zodiac ve benzeri birçok film katillerin karanlık dünyalarını anlatırken, bir ana hikaye çevresinde ilerliyor ve bazen sinemanın imkanlarınca katillere farklı yön veriyordu.

Bunlar da film icabı

Yukarıda adını zikrettiğimiz kitapların beyazperde uyarlanmış hallerini bir kenara bırakırsak sinema kendine yepyeni katiller de yarattı. Ama bunu yaparken de genellikle kanın ve vahşetin cazibesine kapılıp katilleri elektrikli testereyle ortalarda dolaştırdı. Teksas Katliamı ve daha bir film bunlara örnek teşkil edebilir. Bu hızar taşıyan seri katiller son noktayı oluşturuyordu. Hiçbir katil böyle bir işe kalkışmayı akıl edemezdi. Çünkü bu kadar gürültülü aletlerle yalnızca filmlerde cinayet işlenirdi.

Yorumlar