Ferhat Uludere


© Salvador Dalí, Fundació Gala-Salvador Dalí, VEGAP, 2008

Jorge Luis Borges Biri Düşleyecek başlıklı hikayesine şöyle başlıyor; “Çözülemeyen gelecek ne düşleyecek? Alonso Quijano’nun köyünü ve kitaplarını terk etmeden Don Quijote olabileceğini düşleyecek…” böyle bir şey olanaksız elbette, ama bu sadece bir düş ve bir Borges öyküsü olarak düşleniyor. 

Don Quijote de bir düş, İspanyol askerin, samandan yatak üzerinde, Osmanlı zindanlarında kurmaya başladığı bir düş. Kralı onurlandırmak için savaşlara giren ve İnebahtı Deniz Savaşı’nda Osmanlı donanmasına esir düşen Miguel Cervantes Saavedra’nın kurduğu bu düşün üzerinden dört asrı aşkın bir zaman geçti. Ve 1605 yılında yayımlanan “Yaratıcı Asilzade Don Quijote” hala insan zihninin yaratabileceği en güzel ürünlerinden biri olma özelliğini sürdürüyor ve yaratıcısını böylelikle hayal kırıklığına uğratmıyor. 

Dört yüz yaşını aşkın bir ihtiyar olan Don Quijote birçok yazara ve sanatçıya esin kaynağı olmayı sürdürürken onu en fazla yapıtlarının içine dahil eden kişi de, az evvel ismini zikrettiğimiz Arjantinli yazar Jorge Luis Borges’di. Borges, bir Don Ouijote hayranı olduğu hiçbir zaman gizlemedi. Hatta ilk örnekte olduğu gibi kendi öykülerinde Don Quijote’nin izinden gitmeye çalıştı ve metnin kendisine ilişkin pek çok fikir yürüttü. 

Pablo Picasso, Don Quijote

Alberto Manguel’le yaptığı görüşmelerin birinde metnin okuyucunun istediği biçimde şekil değiştirebilen bir yapısı olduğunu öne sürüyordu Borges… Don Quijote’nin herkesin gözden kaçırdığı bir yanına değiniyor ve metnin bir polisiye olacak biçimde başladığını söylüyordu. “La Mancha’nın adını hatırlayamadığım bir köyünde… Yazar köyün adını anımsamak istemiyor. Neden? Nasıl bir ipucu gizliyor? Dedektif romanı okuyucuları olarak bir şeylerden kuşkulanmamız gerek, değil mi?”

Don Quijote’nin yazarı Pierre Menard başlıklı hikayesinde metnin okur karşısında nasıl değiştiğini öyküler Borges. İlk kez 1939 yılında Sur dergisinde yayımlanan bu hikayenin sonrasında birçok kişi, hikaye gerçekliğini bir tarafa bırakarak Pierre Menard’ın gerçek bir kişi olduğu inancına kapılır, hatta işi Borges’e, aslında Pierre Menard’ın hiçbir yenilik ortaya koymadığını açıklayan uzun mektuplar yazmaya kadar vardıranlar çıkar. 

Borges ve Don Ouijote ilişkisinin yarattığı en önemli hikayelerden biri de Cervantes ve Don Quijote Meselesi başlıklı çalışmadır. 

Bu kısa metinde Borges daha ilk paragrafta Cervantes ve Don Quijote’nin ortak yazgılarını belirliyor.  

“Kralın yaşlı askerlerinden biri, yurdu İspanya topraklarından bıktı ve avuntuyu Aristo’nun engin coğrafyalarında, düşlerin boşa harcandığı zamanın bulunduğu şu ay vadisinde, Montalban’ın çaldığı Muhammed’in altından putunda aradı…”

İkisi de gerçeğin tekdüzeliğinden sıkılıyor ve böylelikle Alonso Quijano aslında Cervantes’e karşılık geliyor. 

“…Gerçekliğe ve İspanya’ya yenik düşen Don Quijote, 1614 yılında doğduğu köyde öldü, Miguel de Cervantes de fazla yaşamadı onun ardından… Her ikisi için de, düşleyen ve düşlenen, bütün bu örü iki dünyanın tutarsızlığındaydı: şövalye romanlarının gerçek dışı dünyası, 17. yüzyılın gündelik ve sıradan dünyası…” 

Borges’in düşsel dünyasında, İspanya’nın sıradan yerleri olarak anımsadığı kentler Don Quijote’yle birlikte evrenin şiirsel coğrafyaları arasına girer. Bunun nedenini de hikayenin sonuna iliştirir. 

“Çünkü edebiyatın kaynağı mitostadır, sonu da.”

Borges

Borges, öykülerinde Don Quijote hakkındaki bir dizi soruya da yanıt aramıştır. Kendince birçok savaşa giren ve genelinden yenilgiyle ayrılan şövalyenin mızrağında hiçbir kan izi yoktur. Savaşların tamamına cesaretle ve pervasızca başlasa da Don Quijote kimseyi öldürmez. Borges’in düşlediği en büyük soru da “ya birini öldürseydi?” olur. Bunun üzerine oluşturduğu metinlerde, değişik çeşitlemeler yapar ve sonunda ağır bir travmanın neticesinde gerçekliği kavrayıp Alonso Quijano olarak köyüne geri döneceğine karar verir.

Don Quijote kimseyi öldürmeden, Yıldızlar Şövalyesi karşısında aldığı düzmece bir yenilgiyi gerçek sanıp köyüne döner ve Don Quijote’nin artık var olmadığını, onun tamamen biri delilik olduğunu öne sürer hasta yatağında, ölmesi yakındır. 

Borges de son günlerinde yaptığı bir söyleşisinde yazdığı tüm metinlerin gerçekliğini inkar eder ve kendi sonunun Don Quijote’nin sonu gibi olması gerektiğini düşler. 

Yorumlar