Gaye Karaata


Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.”
Didem Madak

Kızın kaderi anneye benzermiş derler, belli ki annenin kederi de kızına. Kanser diye öğrenir küçük Didem ölümün adını 13 yaşında. O günden sonra tüm Füsunlar efsunlaşır. Artık “Bütün üzgün oluşlarının adı: Anne”dir. Acımasız ölü anne sesinde dinlemiştir belki annesinden kalan şiir defterindeki dizeleri ve bundandır “Kocaman bir dağ lalesi gibi açılıp kapanması” annesinin yokluğunda. Edip Cansever’in mısralarındaki “Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi”dir, annesinin kansere yenilmesinden sonra.

Terminoloji der ki, “kendiliğinden, düzensiz olarak bölünüp çoğalarak bulundukları bölge dışına yayılabilen ve doğal gelişimi ölüme yol açan, genellikle kötücül ur biçiminde olan bütün doku bozukluklarını kapsayan ortak ad.”dır kanser… Ama belirtiler, teşhis, zorlu tedavi süreci, çözüm, çözümsüzlük, tekrar riski gibi yaşam standartlarını değiştiren bir hastalığın tanımını ancak hasta ve yakınları yapabilir, kelimeler yeterse tabii…

Son yıllarda hayatlarımıza hızla giren bu hastalık aslında milattan önce üç binli yıllardan beri bilinmektedir. Eski Mısır piramitlerinin planlayıcısı kabul edilen Imhotep tarafından yazılan bir papirüste meme kanseri ile ilgili ilk kayıtlara rastlanmıştır. Bu kadar eskiye dayanması haricinde ilginç olan bilgi, günümüzde dahi tahayyülünde zorlanılan, bahsedilen dokuz hastanın hepsinin erkek oluşudur. M.S. 120-200 yılları arasında yaşamış olan Galenos ise daha eşitlikçi yaklaşarak kadınlardaki meme kanseri üzerinde gözlemler yapmış ve melankolik kadınların neşeli kadınlara göre meme kanseri olma riskinin daha fazla olduğunu düşünmüştür. İstisnalar kaideyi bozmasa da, şair Didem Madak’ın da yenildiği kanseri genetik dışındaki bu faktörle ilişkilendirmek çok zor olmasa gerek. Belki de enseyi karatmamak kanserden korunmanın ilk yollarından biridir, kim bilir…

Didem Madak… Edebiyat dünyasının çiçekli şairi, hukuk dünyasının inatçı avukatı…

Bu illet mi savaşçı yapar dokunduğu herkesi yoksa savaşçılar mı eliyle koymuş gibi bulur bu illeti? Kedisine “Zeyna” adı veren Didem Madak, sırrı toprağa akan ayna gibi savunmasız kalmamış mıdır?

“Takatim yok o kadar.
Kelimeler ölsün istemem.
İsterim ki, kelimeler bahçe havuzumda kırmızı balıklar gibi yüzsünler.
Defterlerimi bu sene annem kaplasın.
İçimi ezmesin tren sesleri.” derken gecenin bir vakti, elbet duyacaktır Nazım’ın dik açılı duvarlarda yankılanan dizelerini.
“Yolu yok, Don Kişot’um benim yolu yok.
Yel değirmenleriyle dövüşülecek”

İçindeki tüm zehri çıkartmak istediği leğenini miğfer yapacaktır, yakmasın diye doğan güneş saçsız derisini. O saçlar ki, evladını savaşa gönderen bir anne gibi hüzünle ve bir o kadar bin bir umut çiçeği içindeki metanet özüyle kesilmişti. Bir elinde kurşun kalem diğerinde kurşundan ağır ilaçları, masasında saman kağıt hemen yanında saman alevi telaşları kahkahalarıyla bıkmayacaktı savaşmaktan ruhuna çiçek aşısı yapmış Didem, diğer bütün kanser hastaları gibi…

Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemlerin yanı sıra son yıllarda öne çıkan immünoterapi, hipertermi, kök hücre gibi tedavi yöntemleriyle kanser, korkulan hastalık olmaktan çıkıp “birlikte yaşanabilir bir hastalık” olarak hayatımızdaki yer almaktadır. Bunu ispatlarcasına TUİK’in 2015-2016 verilerine göre ölüm nedenleri sıralamasında yüzde 19.9 ile ikinci sırala olan kanserin karşısında, ağırlıklı sigaraya bağlı gelişen dolaşım ve solunum sistemi hastalıkları toplamda yüzde 51.1 ile durmaktadır. Şimdi sorabilsek O’na,
Bazı geceler uyanıp sigara içiyorum karanlıkta
Odamdaki aynada yanıp sönen küçük kırmızı bir yıldızım” dizesini yazmak ister miydi acaba?

İyi pişmiş kurabiyeler gibi dokunsalar dağılan kalbi ve ayrık otuna benzettiği şiirleri çocukken de anneyken de doyamamış Füsun’lara. Ölmeden önce itiraf edecekleri varmış gibi yazmış. Bedeninden önce hayatı kanser olmuşçasına yazmış karnındaki hissiz şiirleri.

“Doğdum, doğurdum.
Bir insan nasıl büyüyor gördüm.
Hayatta kalmak için
Ve hayatta kalmanın yanında
İnandım şiir bir gevezelikti.
Şimdi 128 dikişli bir şiir var karnımda
Satırlar artık bomboş
Karnımda hissiz bir şiir var
İçimde durmadan bölünen şiirler
Birlikte yok olacağımız şiirler
Birlikte unutulacağımız şiirler
Hiç borcu olmamış şiirler
Ve bu yüzden çok acıyan şiirler”

Hera’nın memesinden fışkıran süt damlacıkları yeryüzüne düşüp kum zambağı olmuşsa, Didem Madak’ın şiirine düşüp sütten derelere karışmış olamaz mıydı?

Füsun ve Kanser’le başlayıp Füsun ve Kanser ile biten yazgısını yaldızlı Çokomel kağıtları gibi tırnaklarıyla düzeltememişti belki… Umutsuz sabahlara da bilet istemezdi.

Gecenin sabaha dokunan kısmında okursanız bu dizeleri,
“Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat
Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma
İsmini her şey koydum
Simli ojeler sürdüm yalnızlıktan sıkıldığımdan
Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım
Yıldızlı bir gecenin”

Unutmayın,

“Elbet gün ayacak birazdan
Çiçek aşısı yapacak Didem Abla ruhunuza,
İç ses..
Susma..!!”

Yorumlar