Ömür Yılmaz

sky ditch eye hole
Photo by Skitterphoto on Pexels.com

Gizli saklı iş yapma diye kırk kez söylendi. Dinlemedin. Şimdi düştüğün şu duruma bak! Bir çukurun içinde kımıldayamadan yatıyorsun.

“Korkuyorum, yardım et.”

Yardım etmek mi, mümkün değil.

“Böyle olsun istemedim ki, çok korkuyorum.”

Korkmalısın. Gece iyiden iyiye çöktü. Civardaki evlerin ışıkları tamamen sönük, herkes uykuda. Kediler bile sokakları terk edip kuytulara saklanmış. Soğuk bastırdı. Ay ışığı, ısıtamadığı yetmezmiş gibi aydınlatamıyor da bu gece ortalığı. Ana yol çukura uzak, tek tük geçen arabaların sesleri kulağa ulaşacakken kayboluyor. Ne hikmetse evsizlerde ortada yok. Onları da bir korku sarmış besbelli. Kayıplar. Ama senden farklı olarak, kaybolmuşlukları anlaşılıyor. Seninki henüz anlaşılamadı. Anlaşılana kadar da halin ne olur, bilemem.

“Beni daha da mı korkutmaya çalışıyorsun?”

Ne münasebet! Büyümeni istiyorum. Ali’de kalacağını söyleyip evden çıktın. Seni kurnaz. Ali sizinkilerin en sevdiği arkadaşın tabi. Senin değil ama. Karşılıklı çıkarlarla birbirinizi idare ediyorsunuz, aranızdaki ilişki bu kadar adi. Eğer Ali’de kalıyorsan merak edilmeyeceksin, daha da güzeli aranmayacaksın. Özgürsün yani. Tabii bu çukurda ne kadar özgür olabilirsen. Kendine yakıştırıp da gitmek istediğin batakhane şehrin en izbe sokaklarında. Zaten gidemedin. Muhtemelen gidemeyeceksin de. Karanlığı dikkate alıp, sokaktaki çukuru düşmeden görebilseydin belki…

“Parmaklarımı kullanamıyorum, telefonum açılmıyor, yardım et de Ali’yi arayayım. Gelip beni alsın.”

Buna anca gülerim. Aramak istiyorsan kendin halletmelisin. Ancak sana tavsiyem, geçmişte arkadaşınla Ali’ye oynadığınız o iğrenç oyunu hatırlaman. Adı neydi çocuğun, hani öğretmenlerden birinin merdivenlerden düşüp yaralanmasına sebep olmuştu da okuldan atılmıştı.

“Sarı mı?”

Sarı. İsminde hayır yok. Neyse, Sarı’yla bir olup kaçırıldım diyerek yardım istemiştin çocuktan. Kurmaca fotoğraflar çekip göndermiştin. Ali de sana bir şey olacak korkusuyla Sarı’nın istediği her şeyi adım adım gerçekleştirmiş, sonunda da başından aşağıya devrilmiş bir su kovasıyla kalakalmıştı.

“Yalnızca eğlenmek istemiştik.”

Ali hiç eğlenmemişti oysa. Sen onun karşısında karnını tutarak kahkahalar atarken, o utançtan kıpkırmızı olmuş mavi gözleriyle seni defterden siliyordu.

“Sen nereden bilebilirsin ki bunu. Biz Ali’yle çocukluk arkadaşıyız. Aramıza girmeye çalışma!”

Kendine bu kadar güveniyorsan ara hadi, şansını dene. Benim onun ağzından en son duyduğum cümle, ölüyorum dese bir kaşık su vermemdi.

“Niye beni bu gece idare etti peki?”.

Çünkü yarın gece de Ali dışarı çıkacak ve onun ailesi de bunca yalan dolanından bihaber olarak sadece sende kalmasına izin veriyorlar. Dedim ya adi bir ilişki aranızdaki…

“Kafamı bulandırma yeter!”

Düşerken sağ elinin parmakları ve bileğin kırıldı, hatta orta parmağının sallandığı bile söylenebilir. Şişmeye başladılar. Henüz tam olarak farkında değilsin, bacağın da üç yerden kırık. Sabaha kadar ölmezsen bu çukurda, büyük bir ameliyat geçirmen gerekecek. Telefonunu açacaksan, sol elinle sağ işaret parmağını tut ve ekrana bastır. Açılınca sol elinle arama yapabilirsin.

“Çalıyor.”

“Açmıyor.”

“Uyuyor sanırım.”

“Meşgule attı.”

Mesaj at!

“Hangi parmakla, üstelik telefon sürekli olarak kucağımdan kayıyor, bari onu tutsan.”

Konuşarak yazdırabilirsin mesajı.

“Attım.”

Ali inanmayacak sana.

“Cevap geldi.”

Bence o küfrü okumamalısın.

“Ne yapacağım şimdi?”

Köşeye sıkıştın. Canın çok acıyor. Başını ve sırtını dayadığın toprağın içerisinde bir şey var, batıp sızlatıyor. Hatta kanatıyor. Vücudunu oynatamıyorsun. Telefonunun ışığı yetersiz. Etrafını da net göremiyorsun. Aileni de arayamıyorsun. Bir yalanınla daha yüzleşirlerse büsbütün yıkılacaklar, biliyorsun. Bu saatte arayabileceğin başka kimse de yok.

“Toprağın içinden fare çıkar mı dersin?”

Elbette, burası bir kanalizasyon çukuru. Fare yuvalarının hemen altında olma ihtimali kurtulma ihtimalinden daha fazla.

“Fareden çok korkarım.”

Buluşmaya gideceğin dostlarından hiçbiri aramadı seni. Merak edilmedin. Umursanmadın. Yoksa gelirim dediğinde sana inanmamışlar mıydı?

“Beni yalancının teki yaptın çıktın.”

Öylesin.

“Öyleysem öyleyim. Ne olmuş yani. Dünya pisliklerle doluyken, benim söylediğim küçük yalanlar mı sorun oldu? Sadece eğlenmeye çalışıyorum, kimseye bir zararım yok ki.”

Bu kadar yalan söylemenin altında ne yatıyor biliyor musun? Kendini sevmiyorsun. Aynaya baktığında gördüğün yüzü beğenmiyorsun. Seçme şansın olsa şu ablak suratı seçmezdin. Amcan kadar yakışıklı olamadığın için babana sürekli kızıyorsun. Sülalenin gen dağılımı sana göre adaletsiz. Hiç değilse annenin büyük dayısının torununa benzeseydin. Hani yedi göbekti bu DNA dedikleri şey.

Artık aileni aramalısın.

“Arıyorum.”

“Açmıyorlar.”

“Yeniden arıyorum.”

“Yine açmadılar, geceleri sessize alırlar telefonlarını hep.”

“Şarjım bitiyor.”

“Polisi arıyorum.”

“Açmıyorlar.”

“Mesai saatleri mi var bunların?”

“Şarjım bitiyor.”

Umutların tükeniyor. Yardım çığlıklarına dönüp bakan yok. Yüzüne düşen su damlacıkları şiddetleneceği anlaşılan yağmurun ayak sesleri.

“Çok şiddetli yağarsa çukur suyla dolar mı?”

Dolar. Toprak yumuşamaya başladı. Pantolonun sırılsıklam. Sanırım altına da kaçırdın. Sol kolunla sağ koluna sarıldın. Anneni özlüyorsun. Tam olması gereken yerde olmadığı için, içten içe sinirleniyorsun ona. Ağlamaya başladın, şanslısın yağmurdan anlaşılmıyor. Ama dur biraz, belki de anlaşılmalı. Hatta biraz hıçkırık sesi de gelmeli. O zaman Tanrı sana acıyıp, bir yardım eli uzatıverir, kim bilir.

Su beline kadar geldi.

“Ne biçim toprak bu, niye çekmiyor suyu.”

Sesin kısıldı. Gözlerin kapanıyor, yoruldun iyice. Ağrıların azaldı sanki. Eskisi kadar inlemiyorsun. Havanın ve toprağın bu denli soğuk olmasına rağmen üşümüyorsun da. Sakın uyuma, gün ağarmak üzere. İnsanlar evlerinden çıkıp sokaklara dağılacak birazdan. Seni bulabilirler. Neden kimsenin yardıma gelmediğini sorarlarsa, şarjının bittiğini, yakınlarına ulaşamadığını söylersin. Zanlımca da bitti, tükeniyorum sesi gelmiyor kulağıma uzun zamandır. Ama sen bil. Aramalarının cevapsız kalmalarını ömrün boyunca unutma.

Hey! Biri geliyor hızlı adımlarla. Kulağıma gelenden yanılmıyorsam, iri yarı ve genç bir adam. Yardım edebilir buradan çıkmana. Seslen hadi, seslen. Aç gözlerini, kaçıracaksın adamı. Açsana. Uyumanın zamanı mı? Eve gittiğimizde dinlenirsin. Gidiyor, gidiyor, gitti. Seni göremedi. Sabahın bu saatinde çukurun içine bakmak aklına gelmedi tabii. Sen de seslenmedin…

Derin uykudasın artık. Kirpiklerin hiç oynamıyor, horlamıyorsun da… Çukura düşerken burnundaki ette mi düştü? Gözlerini açmalısın, geleni gideni kaçıracaksın. Ben de yoruldum, böyle umursamaz davranırsan çıkamayacağız buradan. Yine sesler geliyor, yeni sesler. Polis sireni sanırım. Kalk. Bu sefer uyan da çağır onları. Birileri yürüyor, telaşlılar. Ali’nin sesi mi o? Evet. Ali! Buradayız koçum. Duymadı beni. Esaslı oğlanmış arkadaşın, içi rahat etmedi geldi bak…

“Konum burayı gösteriyor. Mesajında da kanalizasyon çukuru diye yazmış.”

“Kanalizasyon çukurundan bol bir şey yok bu dağ başında.”

“Gece arayıp mesaj attığını duymadın mı?”

“Duydum da abi, ne bileyim kafa buluyor sandım. Sonra eve dönmeyince…”

“Nasıl adamlarsınız oğlum siz.”

“Abi…”

“Buraya gelin, buldum onu. Çocuk çukurda.”

“Ben yanına iniyorum.”

“Aslanım uyan bakalım, aç gözlerini. Seni almaya geldik. Nefes alıyor, ambulans çağırın hemen!”

Yorumlar