Ferhat Uludere

Her kitabın bir şarkısı vardır ve her öykü bir müzikle yazılır. Hatta bir kitabı sevip sevmemenin tek nedeni bazen onun ritmi olur. Kelimelerin ahengi size yakalayıp içine almazsa kitabın da bir lezzeti kalmaz. Ritmin akışına kapıldıysanız eğer müziği de duymaya başlarsınız. İyi roman iyi bir müzik demektir…

Bu bağlamda bakarsak Boris Vian’ın en önemli yapıtlarından biri olan Günlerin Köpüğü sadece bir roman değildir. O bir Duke Ellington şarkısıdır. Her romanda atmosfere katkı sağlayan müzik Günlerin Köpüğü’ndeher şeydir. Bazı bölümlerde gidişatı belirler bazı bölümlerde ise karar tamamen müziğin ritmine kalır.

Meraklıları hatırlar Duke Ellington, dahiyane melodilerini “sadece müzik” olarak tanımlamıştı. Bir Duke Ellington hayranı olan Boris Vian da buradan esinlenerek Günlerin Köpüğü için “sadece bir aşk romanı” demişti. Kitap daha sonraları gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biri olarak tanımlansa da Günlerin Köpüğü hiçbir zaman kelimenin tam manasıyla aşk romanı olmamıştır. Farelerin konuştuğu, sosislerin acı çektiği, nilüfer patlamasından dolayı bir kadının yataklara düştüğü gerçeküstü bir romandır ve her sayfasında tek bir müzik çalar, tahmin etmek elbette ki hiç zor değil; caz… Boris Vian’ın Fransız natüralizmini darmadağın ettiği romanı okura aynı zamanda bir caz playlist’i de hazırlar.

Misal; Chloe hasta yatağında yatarken sevgilisi Colin’den bir müzik koymak ister. Colin başta itiraz eder ona, müziğin onu yoracağından dem vurur ama aldırmaz. Yine de bir şeyler dinlemek istiyordur. Gerisini şöyle tarif eder Boris Vian.

“Johnny Hodges’in çalışında uçucu bir şeyler vardı. Açıklanamaz şeyler, son derece duygusal şeyler. Bedenden ayrılmış saf haldeki duygusallık.

Odanın köşeleri değişti, müziğin etkisiyle yuvarlanmaya başladı. Colin ve Chloe bir kürenin merkezinde dinleniyorlardı.

Neydi Bu diye sordu Chloe.

The Mood to be Wooed dedi Colin…”

Aşıklar şarkıyı dinlerken oda ovalleşir ve küre şeklini alır. Bunun tek sebebi müziktir elbette. Aslında Vian müziğin insanların ruhlarına yaptıklarını mekânlara da yapabildiğini gösterir böylece. Duke Ellington’dan bu kadar bahsettikten sonra bambaşka bir müzisyenin çaldığı bölümü alıntılamak bu yazının geneli için bir hata olabilir ama Johnny Hodges da yabancı değildir. Hatta bahsi geçen şarkı Duke Ellington ile ikisinin yaptığı bir çalışma; zaten Johnny Hodges, Ellington’in orkestrasında yıllarca çalmış, bir alto saksafoncudur. Caz’dan ziyade blues’a yatkınlığı vardır ve müziğinin temellerini de blues üzerine kurmuştur. Aslında yaptığı müziğin de karmaşık bir yapısı olmasa bile karakteristik olarak insanı baştan çıkaran sololar yaratmayı başarmıştır ve bu yüzden odaların değiştirme gücü vardır…

Değişen odaların içinde âşıkların müzikten başka bir endişesi vardır. Birazdan gelecek olan doktor içeriye nasıl girecek, onu merak ederler. Doktoru kapıda Colin karşılar ve durumu açıklamak ister, odanın yuvarlak olduğunu söylediğinde doktor kadının hamile olduğunu sanır, ama oda yuvarlak diye yineler Colin ve doktor refleks olarak cevap verir. “Yusyuvarlak mı diye sordu profesör, Ellington plağını mı çaldınız yoksa.” Doktor da bir Duke Ellington hayranı çıkar ve aslında bu hiç de şaşırtıcı değildir. Slap Happy’yi seven bir doktor bugün bile hastalar için önemlidir bence. Duke Ellington’in kontrbas eşliğindeki solosu da dinlenmeye değer bir çalışmadır, o da bir odayı bambaşka hale getirebilir.

Bunlarla da bitmez kitaptaki müzik ilişkisi kitabın Amerika’da 1968’de yapılan baskısına Duke Ellington’un ünlü bestesine yapılan göndermeyle Mood Indigo adı verilmiştir. Ama bunun Vian için anlamını bilmemiz çok olası da değil. Bu baskı yapıldığına Vian öleli epey bir zamanda oluyordu.

Birçok alıntıda karşımıza çıkar New Orleans, ama Vian oralı değildir. Sadece kenti sevmektedir ve sevmesinin tek sebebi vardır; müzik. Çünkü caz orada doğmuş ve o topraklarda gelişmiştir. New Orleans caz şehridir, bu yüzden Vian yaptıklarında sık sık ismi geçer… Hatta New Orleans’ta doğan caz Günlerin Köpüğü’nün her sayfasında bir defa daha kutsanır. Ve bize hayatın bir sırrını verir.

“Sadece iki şey vardır; güzel kızlarla aşk, her şekilde aşk; bir de New Orleans veya Duke Ellington’ın müziği. Geri kalan her şey yok olmalıdır, çünkü geri kalan her şey çirkindir…”

Yorumlar