Dilek Karaaslan

İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın olgunluk dönemi filmlerinden kabul edilen Güz Sonatı / Autumn Sonata İsveç, Batı Almanya ortak yapımı olarak Norveç’de çekilir ve 1978 yılında vizyona girer. Bergman’ın senaryosunu kendisinin yazdığı filmin baş rollerini, onu birçok filminde başarıyla taşıyan hatta Bergman’ın sinema yüzü olarak isimlendirilen Liv Ullman (Eva, Charlotte’nin kızı) ve daha önce mutlaka bir filminde oynayacağı sözünü verdiği adaşı ve ülkedaşı Ingrid Bergman (Charlotte) paylaşırlar. Yan rolleri ise Lena Nyman (Helena, Eva’nın hasta kız kardeşi) ve Victor (Halvar Björk, Eva’nın kocası) oynarlar.

Film kısaca, Norveç kırsalına yerleşen Eva’nın, uzun zamandır görmediği annesine sevgi dolu bir mektup yazarak evine davet etmesiyle başlar. Anne kızın görüşmedikleri yedi yıl içinde Eva, yaşadığı köyün rahibi Victor ile evlenmiş, ondan bir çocuğu olmuş ancak çocuk boğularak ölmüştür. Eva, çocuğu öldükten sonra bir hastanede tedavi gören kız kardeşi Helena’yı yanına almış ve bakımını üstlenmiştir. Verdiği başarılı konserlerle tanınan dünyaca ünlü anne Charlotte için ise artık kariyerinin sonu görünmüş, geri sayım başlamış, üstelik bu arada sevgilisi de yaşamını yitirdiğinden yalnız kalmıştır. Kızının davetini hemen kabul eder ve otomobiliyle yola çıkar.

Eva, annesinin gelişiyle aralarındaki buzların eriyeceğini sansa da ikisi de yakınlaşmak için gerçek bir çaba harcamazlar. Huzursuzluk ilk geceden başlar. Charlotte, Helena’nın da orada olduğunu öğrenince tedirgin olur. Eva’nın onu tuzağa düşürdüğünü düşünür. Yüzüne bakmaya zorlandığı hasta kızına onu ne kadar sevdiğini, özlediğini anlatır ama inandırıcılıktan uzaktır. Eva, aynı gece, yemek sonrası, annesine piyanoda Chopin’den bir parça çalar, beklentisi ondan övgü duymaktır, ama annesi onun çalışını beğenmez. Stilini duygusal ve abartılı bulur. Eleştirisini sert bir biçimde “Chopin, duygusal değildir ama duyguyu anlatmayı iyi bilir,” cümlesiyle açıklar. Açıklamakla da yetinmez, kızını ezip geçmek pahasına piyanonun başına geçer ve aynı parçayı çalarak aradaki farkı gösterir. Aynı gece tansiyonun iyice yükselmesiyle ikili eteğindeki taşları döker. Uzun bir hesaplaşma sahnesi yaşarlar. Eva hem kendisi hem de kız kardeşi için yıllardır biriktirdiği öfkeyi kusar, Charlotte’ın sadece kariyer peşinde koşan bir kadın olduğunu, ailesine, çocuklarına hiç önem vermediğini anlatır. Charlotte ise kendisinin de ailesinden sevgi görmediğinden bahseder. Kızlarına yalnızca bildiğini ve gördüğünü aktarmıştır. Ertesi gün de evden uzaklaşır. Eva öfkesiyle yüzleştiği için her ne kadar rahatlasa da annesiyle iletişimi büsbütün kaybettiğini anlamıştır. İkisine dair umudu tazelemek için daha yapıcı olduğuna inandığı yeni bir mektup yazar.

***

Autumn Sonata’nın temel meselesi: Çatışma. Film, çatışma, suç, ceza, affetme, sorgulama kavramlarıyla öne çıkan bir baş yapıt. Anne, kız arasındaki çatışmaya, nefretle iç içe geçen bir sevgiye ve sevgisizliğe odaklanıyor.

Yönetmenin meramı kurguladığı çatışmayı bir tiyatro oyunu izletir gibi izleyicinin imgeleminde ve psikolojisinde canlı tutarak film boyunca aynı gerilimi ona da yaşatmak, hatta rahatsız etmek kanımca. Bergman, anne, kız arasındaki psikolojik gerilimi en ince detayına kadar tasarlıyor. Gerek oyuncuların muhteşem oyunculuğu gerekse müzikle, neredeyse bir tiyatro oyunu gibi yalnızca bir evin içinde geçen klostrofobik ve kapalı sahnelerle besliyor. Çatışma ortamını destekleyen kasvetli ve iç bunaltıcı bir atmosfer yaratmayı başarıyor.

***

Hayatla suçların hafifletileceği bir sistem kurmuşsun ama bir gün anlaşmanın tek taraflı olduğunu göreceksin”

Ingmar Bergman/ Autumn Sonata (Güz Sonatı)

Film, Victor’un kameraya dönerek güzel ve aydınlık evinin salonunda karısı hakkında bilgi vermesiyle başlar. Victor, burada bir oyuncudan çok, hikâyenin anlatıcısı ve aslında direkt yönetmenin gözü olarak girer sahneye. Charlotte’sa uzun bir araba yolculuğu sonrasında sahneye eklenir. Eva karakterinin aksine, duruşuyla, giyimiyle, tarz ve tavırlarıyla gizemli, ulaşılmaz, seçici, mükemmeliyetçi ve anlaşılması güç bir kadındır. Eva’ysa silik, ezik ve karakteristik gözlüklerinin arkasına saklanan zayıf bir karakter. Ama annesiyle kıyaslandığında kendisine daha dürüsttür. Hatta büyümemiş bir ergen diyebiliriz onun için, sevgisizdir, sevmeyi bilmez. Kocasını da sevmez ama, sevmediğinden değil, bunu nasıl yapacağını bilmediğinden sevemez. Anne, kızın ortak noktası budur, sevmeyi bilmemeleri. Sevgisizlik bu ailede nesilden nesile aktarılmaktadır ve Victor’un başlangıçta Eva hakkında verdiği en önemli ipucu budur. Anne kızın baş başa kaldığı gece gerçek karakterler ve çatışma ortaya çıkar. Söz gelimi, Charlotte kızını neredeyse hiç tanımaz, çikolata sevmediğini bile bilmezken, Eva, onun kahvaltıda yediklerine varıncaya dek tüm detaylara hâkimdir. Eva, sevgisizliğin kendi hayatını nasıl kilitlediğini anlatır. Charlotte buna itiraz eder, ailesi için işine/ kariyerine ara verdiğinden bahseder. Ama kızı bunun sağlık nedenlerinden kaynaklandığını yüzüne vurur. Bir türlü uzlaşamazlar.

Bu sahnede Eva da belirgin bir sevme potansiyeli olduğunu görürüz. Oğlu yaşasaydı sevgisini ona yansıtabilirdi diye düşünürüz. Ama, annede bunu göremeyiz, o hayat arkadaşının ölümüne bile yalnızca bir parça üzülmekle yetinmiş, sevgilisinin eksikliği kalıcı bir acıya dönüşmemiştir. Hatta kızının evindeki ilk gecesinde hayat arkadaşından kendisine kalan paranın hesabını (paraya ihtiyacı olmamasına rağmen) yapar ve bunda bir tuhaflık da görmez.

Bergman sinemasında kadının yüzü hikâyenin nesnesi değil, anlatıcısıdır.”

Filmin en etkileyici planlarından biri olan piyano sahnesinde yönetmen, Eva’nın yüzüne odaklanır, yakın çekim, uzun plan uygular. Charlottte’ı ise bir parça profilden ve biraz da flu görürüz. Burada filmin esas kızı Eva’dır. Eva’da rolünün hakkını fazlasıyla verir. Bakışları, gözlüğü, gözlüğün durduğu nokta ve bütün mimikleriyle sahneyi sırtında taşır. Yalnızca bu sahne bile, “Bergman sinemasında kadının yüzü hikâyenin nesnesi değil, anlatıcısıdır,” savını doğrular.

Anne, kız dışında, hasta kız kardeş Helena ve ölen çocuk Eric filmin dolgu maddeleridir, Bergman için. Her ne kadar denge gözeten bir yönetmen olmasa da bu film özelinde Helena ve Eric, dengeyi sağlarlar. Eva’nın da Charlotte’un da falsosu bu iki karakterdir. Senaryo siyah beyaz değildir; bütünüyle iyi ya da bütünüyle kötü yoktur. Karakterlerin iyi ve kötü yanları olduğu gibi, zayıf ya da baskın yanları da vardır. Sözgelimi, Eric’in boğulduğunu biliriz ama neden boğulduğunu, Eva’nın ya da Victor’un bu işte bir ihmali olup olmadığını bilmeyiz. Helena’yı da Charlotte için suçluluk duygusunu arttıran bir unsur olarak görürüz. Ama çok da önemli değildir bu. Esas olay anne kız arasındadır. Zaten Charlotte ölen torunu için kızını suçlamaz, sözünü dahi etmez ama Eva, kız kardeşi üzerinden annesini suçlamaya devam eder. Yüzleşme sahnesinin sonunda Helena’nın da annesiyle konuşmak için sürünerek merdivenin başına kadar geldiğini görürüz. Onun da görülecek bir hesabı vardır ama onun derdini yalnızca izleyici görür, diğerlerinin çok umurunda değildir. Yönetmenin arzusuysa hesaplaşmanın böyle bir boyutu olabileceğini de göstermektir. İzleyicinin, her bir karakterin iyi ve kötü yanlarına tanıklık etmesini istemektedir.

***

Bergman’ın, ana, kız sorunsalını derin psikolojik ögelerle analiz ettiği Autumn Sonata’sı izleyicide karşılığını bulan, düşünmeye ve sorgulamaya neden olan bir baş yapıt niteliğinde. Her dönemde ilgiyle izlenebilecek bir klasik. Ayrıca film her iki Bergman’ın yaşamlarından otobiyografik izler taşıyor ve bu yönüyle oldukça ilginç. Ingmar Bergman’ın dokuz çocuğu olmasına rağmen, çocukların bazılarının birbirinden habersiz olduğu ve hepsinin sanatçının altmışıncı doğum gününde ancak bir araya gelebildiği, Ingrid Bergman’ın da ebeveynlik konusunda ciddi sorunlar yaşadığı dikkate alınırsa filmin her iki sanatçıdan da izler taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır.

Filmin sonunu umutla bağlar Bergman. Eva’nın başlangıçta annesine hesap sorma ve ona kendini suçlu hissettirme isteği, annesinin dik duruşuyla karşılaşınca sekteye uğramıştır ama Charlotte’un gerçek anlamda bir suçluluk duymadığını anlamasıyla onunla iletişimi büsbütün kaybedeceği duygusuna kapılır ve suçluluk duyar. Çözüm yine Eva’dan gelir. İlk adımı atar ve bir mektup daha yazar, iletişimi devam ettirmek ister. Belli ki ana kızın çatışması bir süre daha devam edecektir.

Yorumlar