Aydın Meral

Sadık Hidayet’i resme meylettiren şey Osamu Dazai’yi için de geçerli olabilir mi? Peki ya Cafer Modarres Sadeghi’ye Ben Sabaha Kadar Uyanığım ya da Neval el Seddavi’ye Sıfır Noktasında Kadın’ı yazdıran duygularla Füruğ Ferruhzad’a şiirleri yazdıranlar? Listeleri uzatabiliriz ama bu uzama bize tek bir fark edişe götürecektir: Toplumsal bağlam ne olursa olsun bazen bazı bireyler birbirine benzer yönler yaşar. Hidayet’in kendine bir gaz evi yaratıp intiharı Dazai’nin kendini denizde boğdurması belki farklı toplumsal bağlamların yarattığı bir neden olabilir ortaya çıkan saplantılar, buhranlar, ikilemler, kaçışlar aynı eylemi doğurmuştu: Kendini yok etme! Ve Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken’de başarı bildiği tek şey budur: İntihar!

İnsanlığımı Yitirirken’in otobiyografik bir kimliğe sahip olması bize yazara ilişkin zihinsel bir haritaya bakabilmemize de olanak sağlıyor. Yazarın kendi çocukluğuna dair vargıları, bunlara ilişkin özeleştirileri, gençlik döneminde özellikle kadınlarla olan sağlıksız ilişkileri ve tatmin olunamayan bir cinsel yaşamın yarattığı çok daha başarısızı girişim yarattığı duygusal boşluk ve tüm bunlara neden olduğu düşündüğü ailevi –özellikle baba- nedenler, kitaba salt bir yazınsal metin ya da yaşam öyküsü olarak değil, psikolojik bir yönden de bakılmasını gerekli kılmaktadır ya da belki de yazar bunu bir psikologa bırakmayıp kendini bize açık eder. Dazai için toplum bir cenderedir ve bireyi yok oluşlara doğru sürükler. Sıradan bir insan olamayan bireyin çıkmaz sokaklara gireceğini sezdiren yazar, resmin sınırsız düzlemin de kendine bir çıkış bulamaz ve her geçen gün daha çok gayya kuyularına düşer.

İnsanlığımı Yitirirken’de bir yandan Dazai’nin ruhsal çözümlemesini okurken diğer yandan Japon toplumunun yaşadığı dönüşümlerine bir arka akış olarak tanık olmaktayız. II. Dünya Savaşı gibi Japon toplumunun yaşam alışkanlıklarını, kültürel eğilimlerini ters yüz eden bir olayın etkisi toplumu sarsarken bireylerde derin yıkımlar yaratır ki bu Uzak Doğu gibi batı değerlerinde çok farklı özgünlükler barındıran toplumsal dokular için dönüşümü olmayan yeni alanlar yaratır ki bu alanların çoğu toplum bireylerini aidiyetsiz bırakarak onu dış olgulara karşı savunmasız bırakır. Ve Dazai bunu betimleyen en iyi tiplerden biridir.

Baba rolünün örtük bir edimle kontrol edilen Dazai, bu denetimin fiziksel ve zihinsel dayatmasının altındadır. Baba rolü öldüğünde bunu sürdüren ağabey rolü, onun neredeyse tüm yaşamı boyunca gözlem altında tutulan bir birey olarak yaşamasına zemin hazırlar. Bu süreç boyunca saplantıları derinleşen Dazai’nin uyuşturucu, alkol ve cinselliğe olan düşkünlüğü çöküşlerine çözüm arama yetisini ve diriliğini de emmeye başlayan başka güçler olur. Ve en nihayetinde artık yaşam, taşınması olanaksız olan bir noktaya evrilir ve yazar kendini geride kalan zihinsel bilinç zerreleri ile bir yeni yola ve düşünüşe hazırlar.

Yorumlar