Resül Efe


Gün geçmesin ki dünyamız istilalar altında kalmasın. Bunlar çeşitli duygusal tatminlerin istilası olmakla birlikte maalesef bu dönem gördüğümüz gibi virüs istilaları da olabiliyor. Ancak hepimiz tüm bu sorunlarının özünün insan olduğunu biliyoruz. Yakıyor yıkıyor kendine göre bahaneler uyduruyoruz. Ben ve benim gibi küçük bir kısım da uzaylıların gelmesini bekliyor. İşte şimdi size uzaylılar dünyamıza geliyor ve istilaya başlamadan önce yine Amerika’mızın güzide kasabalarından birinde direnişini anlatan bir hikaye anlatacağım. Ancak bu uzaylı istilacıların her biri birer kanun kaçağı. Hangi kanun, hangi düzen, hangi dünya diye sormayın. Belki TrES-4’den belki de Epsilon Eridani b. Ne önemi var ki? Önemli olan dünyamızı istila etmeye çalışmaları.

Allien Outlaw

Şimdi ben istila, istila deyip durdum ama bu adamların pardon uzaylıların yaptıkları pek istilaya girer mi bilemedim. Öncelikle neden varlar onu bilmiyorum bir diğer husus ise, dostum bu uzaylılar mükemmel silah kullanıyorlar. İşte şimdi aklı selim düşününce bu adamların uzaylı olup olmadığı konusunda da tereddütlerim çıktı ortaya. Pekala aynı dünyanın geleceğinden ya da açılan paralel evren kapısından geçip gelmiş olabilirler. Bu yazı da ne teoriler uçuyor değil mi? Durun durun daha siz hiçbir şey görmediniz yani okumadınız. Belki görmek istemezsiniz o konuda bir şey diyemeyeceğim. Ama ailenizin anlatıcısı ben -aile burada pek uygun kaçmadı değil mi?- size görmediklerinizi anlatmak için varım.

Her şey bir yaz günü gökyüzünde etrafa ışıklarını dağıtarak ortalıkta dolanan UFO’nun gözükmesiyle başlıyor. Sonra sanıyoruz ki bu UFO bir yerlere iniyor. İşte bu arkadaşları uzaylı sanma sebebimiz bu aracın gözükmesi. Gerçi araçları pekala diğerleri de gitmiş olabilir. Sonra bu UFO karesi ile eski model Amerikan arabasının karesi arasında soldurma efektli bir geçiş olduğunda anlıyoruz ki bizim uzaylılarımız burada. O esnada evin kapsından elinde bavulla patronunun Luciano Pavarotti olduğunu iddia eden bir adam çıkıyor. Şöyle adama bir göz gezdiriyorum ama olsa olsa Pavarotti’nin koruması olur. Ben elinde hiç müzik aleti görmedim. Elinde kocaman bir silah hem de bunu vücuduna asmış. Pavarotti neden böyle bir koruma tutsun ki? İlk dakikadan aklıma takılan bu soru işaretleri nedir?

Bu amca arabaya binerken evden ise bikinili ve başında kovboy şapkası olan bir abla çıkıyor. Bizimkine gitmek zorunda mısın diye kurlar yaptıktan sonra Patronunu bekletmek istemeyen abimiz tüm bu akış çelici oyunlara rağmen arabasına atlıyor. Bu arada biz ne kadar evden ayrılırken kapı muhabbeti yapıyorsak onlar da arabadan baya baya dakikalarca muhabbet yapıyor. Abi sen az önce koşturuyordun ne oldu birden? Hani bu kadar vaktin vardı madem… Yani…

Pek tehlikeli silahşor uzaylılarımız.

Şimdi burada yaptığım hatayı düzeltmek isterim. UFO’muz o bu çiftin muhabbetini görünce inişe geçiyorlar herhalde muhabbet tatlı geliyor ki canları çekiyor. Sonrası ise bitmek bilmeyen bir jenerik. Neyse sonunda bizim eleman muhabbeti bitirmiş yola çıkmış soluğu yol bile olmayan bir yerde, gölde alıyor. Bir dakika bu arkadaşı Pavarotti beklemiyor muydu? Hanıma yalan mı yoksa? Yani insan yalan söyler de ne bileyim pavyona falan gider. Göl ne alaka? Burada arabasından feneri ile inen abimiz “uçak kazası” der. Ah şimdi anladım. Bak işte devamını görmek lazımmış. Meğer abimiz UFO’yu düşen bir uçak sanmış. Ormanın derinliklerinden geçerek göle gelen abimiz burada bir şey görmeyince gözlerine inanamaz. Bu arada anlarız ki koca UFO gelmiş bu gölün derinliklerine iniş yapmış. Derken kabartılar çıkar garip uzaylılar “voaaaaa” diye suyun altından çıktıktan sonra abimizi kovalamaya başlar. Bir kovalama sahnesinden sonra soluğu arabasında alan abimiz silahına sarılır ama silahı namlusundan uzaylımıza kaptırır. Uzaylımız ise Clint Eastwood’a taş çıkaracak şekilde silahını parmağının ucunda çevirdikten sonra abimize ateşler ve onu Hakk’ın rahmetine kavuşturur.

Yeni gün ise yeni umutlarla gelir. Zeyna kıyafetli ablamız gözleri bağlı olarak bak kabaklarını, şişeleri havaya uçurmaktadır. Sürekli yapamadığı bir şovdan bahsetmektedir. Ben ablanın silahı tutuşuna şaşırırken hedeflerini vurmasına da bir o kadar şaşırdım. Sonra bu ablamız adını da söyleyeyim bari Jesse telefonla bir motel odasını arar ve burada yataktan hiç çıkmayacak olan abimiz telefonu açar. Yani abinin motelde ne yaptığını anlatmayayım. Bunlar böyle telefonda dakikalarca konuştuktan sonra ablamız silahını kaptığı gibi soluğu motelde alır. Aşk cinayeti geliyor dediğinizi duyar gibiyim. Yok ya gelişmiş toplumlarda öyle şeyler olmuyor. Zaten bu abi ablanın sevgilisi de değil. Meğer abla da burada kalıyormuş. Motel yönetimi ise bavulunu dışarı atmış. Ablamız biraz ortalığı karıştırıp birkaç kapı kolunu havaya uçurduktan sonra moteli terk eder.

Derin bir mevzuu var sanırım

Tabi bu arada biraz da uzaylılarımızdan haber vermemiz lazım. Bu esnada güzel bir uyku çekip dinlenen uzaylılarımız gün ağarır ağarmaz bir ahıra giderler ve buradan at çalarak ulaşımlarını kolaylaştırmaya çalışırlar. Eh öyle gelişmiş uzay araçlarını kullansınlar da herkes görsün mü? Ortama ayak uydurmaları lazım elbette. Sonra yollarına koyulurlar.

Bir de diğer kasabalılara göz atmak lazım. Yani film düşük bütçeli diye iki üç adam var sanmadınız değil mi? Yok öyle bir şey. Tatilini burada geçirmeye çalışan tenis şortu giymiş abimiz elinde oltası ile göle doğru gitmektedir. Yanında da silah meraklısı arkadaşı vardır. Yol üstünde böyle şortlu seksi görünümlü ablanın bir şeyler yaptığını görünce durur onu izlemeye başlarlar. Hatta onlara Jesse’nin talip yaptığı çiftlik sahibi de katılır. Kadın ise büyük bir kayayı dinamitle havaya uçurmaya çalışmaktadır. Heh işte tam o sırada şişman, aptal ve komik karakterimizle de tanışmış oluruz. Bunlar yine böyle uzun uzadıya başladıkları sohbeti bitirdikten sonra, yollu yoluna köylü köyüne diyerek ayrılırlar.

Bakmayın böyle masum göründüğüne.
Aklınızı alır alimallah

Ablamız yapacağı şov için birileri ile toplanı yaparken -tüm toplantıya biz de katılmasaydık iyiydi alsında- bizim elemanlar dere kenarına gelmişler donları eşliğinde balık tutmaktadırlar. Bu arada içlerinden sadece elit olan balık tutar yanlış anlaşılmasın. Diğer ise Budd’ını suya bırakır silahını çıkararak etrafa ateş etmeye başar. Tabi kültürlü gencimiz onu uyarır yapmaması gerektiğini, hayvanları doğayı sevmemiz gerektiğini bu abiye anlatır ama nafile. Alışmadık götte don durmazmış. Bu amca da ona kızıp trip atarak mekandan biraz uzaklaşır ve silahlarını ateşlemek için yer arar. Derken karşısına bizim uzaylılardan biri çıkmasın mı? Şoka uğrayan abimiz “Peter, Peter” diye bağırmaya başlar ama nafile. Hani az önce delikanlılık yapıyordun şimdi ne oldu? Peter’da ona bağırarak cevap verir. O esnada uzaylımız dün akşam aşırdığı silahını yavaşça çeker ve bam, bam, bam. Böyle sesi gelen atışları duyan Peter ise Andrew, Andrew diye bağıra bağıra derenin kenarından Andrew’in gittiği yöne doğru genç kız edasıyla kopmaya başlar. Başka ne bekliyordunuz adam kibar. Sonra gittiği gibi geri döner. Çünkü uzaylı pusuya yatmış ona tüfeğini doğrultmuştur. Kaçarken artık orada ayağını mı çizer yoksa uzaylının kurşununa mı denk gelir bilinmez ayağı yaralanır. Bu arada kesinlikle elinden oltasını bırakmaz. Artık ne kadar para bayıldıysa.

Tüfeğinin mermisi biten uzaylımız -şükür bittiğini görebildik- Peter’a doğru sevecen bir şekilde koşmaya başlar. Peter ise yerden kaptığı taşını onun kafasına doğru atar ve uzaylımız acı içinde kıvranarak kaçar. Bu kadar kolay mı diyeceksiniz, kolaymış. O, daha neler var neler. Peter ise sürünerek saklanır. Jesse’yi soran var mı aranızda? O hala toplantıda. Ne “Gun Show”muş arkadaş.

Demek araba kundaklayan tipler böyle oluyormuş.
Gerçi bunlar ateş ediyor. Bu güneşte değil ki be kardeş. Adanalı mısınız yoksa?

Heh sonunda toplantı bitti. Jesse motelde yatan adamı ziyaret eder -bilin bakalım adam ne yapmaktadır- ve oradan çıkarak mavi Mustang’i ile dere tepe demeden yoları aşarak gaz istasyonunda mola verir. Burada kavga eden bir çifti uzun uzadıya izler. Çift ise kavga ederken köpeklerini istasyonda unutmuştur. Burada istasyondakilerle de muhabbete dalan Jesse sonra yola koyulur. Eh Amerikan arabası bunlar depo depo değil ki arkadaş. İster istemez dolarken bir şeyler yapmak lazım.

Biz Jesse’yi orada bırakıp asıl aksiyonun olduğu tarafa Peter’a bir göz atalım. Peter saklanırken bir uzaylı yerde duran tüfeği bulur onu öper okşar. Yattığı pusuda bolca uzaylı gören Peter gözlerine inanamaz. Jesse ise sabah olduğu çiftliğe geri dönmüştür. Bunlar sanki az önce birer adım mesafedeydi. Şimdi ne ara bu kadar uzaklaştı anlamadım.

Burada amcanın biri ile sohbete dalan Jesse diğer tarafta yaşanan terörden bir haberdir. Bizim uzaylılar arabanın birini yağmalamaktadırlar. Camı çerçeveyi aşağıya indirirler. Sonra camını çerçevesini indirdikleri arabaya ateş ederler. Bunu neden yapıyorlar ben mantıklı bir açıklama bulamadım. Ama işte kötü her yerde kötü. Uzaylısı da aynı şekilde.

Çiftliği dolanmaya başlayan Jesse az önce bizim talan edilen arabanın yanına gelir. Buradaki kulübeye seslenir ve kulübeden elinde tüfekli bir kadın çıkar. Bilin bakalım bu kadın kimdir? Hani en başta Pavatorri’nin çalışanı abi vardı ya onun yavuklusu. Kadın tetiği çeker ama mermiden hızlı Jesse kurşundan kurtulur, ısınmış namludan tutar ve tüfeği eline alır. Kadını dışarı çağırır. Kadın korkarak dışarı çıkar ve uzaylılardan Jesse’ye bahseder. Jesse onu sallamaz ve sabah olur.

İşte Türk erkeğinin hayalindeki üçlü.

Günler geçtikten sonra kayıpları aramaya çıkan polis ortalığı kolaçan ederken uzaylılarımız tarafından saldırıya uğrarlar. Artık ortalık iyiden iyiye kızışmıştır. Uzaylı kaçaklar artık çok olmaya başlamışlardır. Bu arada ortalığı kolaçan etmeye çıkan Jesse’de uzaylılarla ilk karşılaşmasını yaşar. Ancak uzaylı Jesse’yi öldürmeye çalışmaktan çok ona tecavüz etmeye çalışıyordur. İkisi arasında hengame yaşanırken seke seke Peter gelir ve elindeki oltayı savurarak uzaylıyı gözünden yakalar. E sonuçta bunlar diz hizası sodan çıkmıyorlar mı balıktan neleri eksik. Akşam da bir ızgara mis gibi. Yok ama öyle olmuyor. Uzaylı kaçıyor, Peter ise bir kahraman gibi Jesse’yi kanatları altına alıp kurtarıyor. Dur bir dakika ya bu niye donla?

Tabi artık işler karışmış durumda. Jesse eve gidiyor odasına geçiyor ama uzaylılar için tuzak hazırlamış. Yatağının etrafına ses yapsın diye tencere tava asmış. Hani ne koruyacak bu diyebilirsiniz ama olay koruması değil uzaylıların tecavüze yeltenmelerinin önüne geçmek. Bu arada yine sabah oluyor yoksa aynı gün mü? Arkadaş zaman karmaşası diz boyu. Derken Jesse evden ayrılırken şişman abimiz geliyor. Tuvalet falan kullanacağım diyor ama tencere tava sesleri duyuyoruz. Arkadaş senin Jesse’nin odasında ne işin var ve onlara nasıl doladın? İmkansız bir olay.

Uzaylı görmüş masım Andrew.
Boşuna dememişler silahla delikanlılık olmaz diye.

Jesse ortalıkta dolanmaya başlar ve yine gaz istasyonuna gelir. Burada dün bindiği atı görür ve onu sevmeye başlar. At oraya nasıl geldi hiç sormayın. Sonra yalı adamı arar telefonu açan ise şişman adamdır. Tam konuşurlarken adam uzaylıyı görür bağırıp kaçmaya başlar Jesse ahizeyi bıraktığı gibi üzerindeki eteğini çıkarır. Süper kahramana dönüştükten sonra arabanın arkasındaki bagajlıktan silahlarını alır ata biner ve yola koyulur. İşte bundan sonrası anlatılmaz yaşanır. Havada uçuşan kurşunlar, aksiyonu bitmeyen sahneler birbirini kovalar. Jesse’nin ise tek derdi şovu için pratik yapmaktır.

Eh Jesse ile karşılaşan gariban uzaylılar ne yapsın çareyi kaçmakta bulurlar ama en sonunda uzaylıların lideri ile Jesse ile düello yapmak zorunda kalır. Tabi kazanan belli.

N’olur biri bana içimin fesat olmadığını söylesin.

Hikayemiz maalesef burada bitiyor. Onlar eriyor muradına, yok ya dur bizim uzaylı erememişti. Jesse ve ekibine bizi uzaylılardan kurtardıkları için teşekkür ediyorum. Ve kendime de izleyebildiğim için. Durun ya ben ilk defa baş rollerde silahların olduğu bir film izledim. Bir de… Ya bu uzaylılar neden yanlarında silah getirmemiş ki? Herhalde direkt hapishaneden kaçtılar ama yine de ellerinde bir iki uzaylı silahı görebilirdik bence. Bir daha ki sefere artık.

Yorumlar