Beril Erbil


Yüz elli beş yıl önce Lewis Carroll tarafından yazılan “Alice Harikalar Diyarında” çılgın ve gerçeküstü bir hikâye. Kimimiz onu çok seviyoruz, kimimiz saçma buluyoruz. Ancak onunla kurduğumuz bağ ne olursa olsun, Alice, Beyaz Tavşan, Cheshire kedisi, Kraliçe, Kral, her birinin zihnimizde delişmen bir çağrışımı var.

Burası Harikalar Diyarı… Burada yiyip içtiklerinizle büyüyebilir, küçülebilir, kendi gözyaşınızda boğulabilirsiniz. Bildiğiniz dünyanın kuralları burada geçerli olmaz; gövdesi olmayan, sürekli sırıtan kediler size yol gösterebilir, tırtıllar nargile içebilir, sözcükler parçalanıp yeniden bir araya geldiğinde yeni anlamlar yaratabilir. Burada zihin mantık kurallarını zorlar, her şeye farklı tarafından bakılabilir; zaman bildiğimiz gibi akmaz, bir şapkacı, bir tavşan ve bir fındıkfaresi kraliçenin emriyle bir çay saatine sıkışıp kalabilir.

Hal böyle olunca metin yıllar boyu tartışmalar yaratır tabii, hâlâ da tartışılmaya devam ediyor. Kelime oyunları, mantık ve fantezinin iç içe geçmişliği, yeraltı ve yerüstü, akıl ve delilik, gerçek ve düş kavramlarının bir saçmalık zemininde birbirine karışması ve yarattığı ikiliklerle dünyada nice nesilleri etkiledi bu hikâye, hâlâ etkiliyor; alt metinleri farklı okumalara imkân sağlıyor ve birçok sanatçıya ilham oluyor.

Lewis Carroll ya da Charles Lutwidge Dodgson

Alice’i yazarı Carroll’dan ayrı düşünmek olmaz.

Lewis Carroll, gerçek adıyla Charles Lutwidge Dodgson, birçok marifeti bir yaşama sığdıranlardan. Yazar, matematikçi, mantıkçı, papaz, aynı zamanda fotoğrafçı. Kelime oyunlarında usta, mantıkta ve fantezide çok yetenekli… Bu kadar yeteneği bir yaşama sığdırmış, ama bildiğimiz kadarıyla bir karaktere ve bir isme sığabilenlerden değil o. Hatta kimi eleştirmenler onun çift kişilikli olduğunu düşünüyor.

Carroll bir İngiliz. Cheshire papazının oğlu. Matematik ve mantık ilgi alanına giriyor. Bulmacalar yaratmayı seviyor. Kroket oynamayı da… Viktoryen dönemde yetişmiş. On bir yaşına kadar evde eğitim görüyor. Âdeta inzivada. Bu dönemde değişik ve tuhaf kişiliği kendini ele vermeye başlıyor. Farklı icatlarla kendini oyalamayı, kendini ve ailesini şaşırtmayı başarıyor. Çok okuyor. Yazı hayatı okuma hayatı gibi küçük yaşlarında başlıyor. Kısa hikâyeler ve şiirler yazıyor.

Çocukken geçirdiği ateşli bir hastalık yüzünden bir kulağı duymuyor. On yedi yaşında boğmaca geçiriyor ve ileriki yaşlarında göğüs hastalıklarından çekiyor. Ölümü de zatürre sebebiyle oluyor zaten 1898’de.

Alice ve Alice’in iki kız kardeşiyle tanışmasını ise hayatının önemli anlarından biri olarak günlüklerine işliyor. Harikalar Diyarını dolaşan Alice gerçek bir karakter. Carroll’un matematik öğretmenliği yaptığı kolejin müdürünün kızı Alice Liddell…

Çocukların yaratıcı dünyası ve hayal gücü Carroll’u her zaman etkilemiş. Çocuklara anlatmayı, onlara bilmeceler yaratmayı, onlarla çeşitli oyunlar oynamayı seviyor. Alice’le de…

Alice Harikalar Diyarı’nda anlatısı bir tekne gezisi sırasında ortaya çıkıyor. Carroll Alice ve iki kardeşini tekneyle gezdirirken onların ısrarı sonucu bir hikâye anlatmaya başlıyor…

Alice on yaşındayken anlatılan bu hikâye, Alice’in Carroll’dan bunları kaleme almasını istemesi sonucunda Alice on iki yaşındayken kitaba dönüşüyor ve kitap John Tenniel illüstrasyonlarıyla ertesi yıl 1865’te basılıyor. Hikâyenin devam kitabı olan Aynadan İçeri 1872’de yayımlanıyor, ancak Carroll’un yazdığı hiçbir eser Alice Harikalar Diyarında kadar popüler olmuyor.

Viktoryen Dönem

Hikâye Viktoryen dönemin en katı zamanlarında yazılıyor. İngiltere sanayi devriminin ve sömürgeciliğin altın çağını yaşıyor bu sırada. Ancak bu dönem, Carroll’un kişiliğinde ve hayatındaki ikiliklerle metnin bize sunduğu ikilikleri desteklercesine iki yönlü. İlerleme çağı, ama ilerlemeye karşı kuşku duyulan bir çağ. Baskı yoğun, cinsellik tabu. Zenginlik, inanç, kilise, idealizm ve cinselliğin bastırılması hep karşıtlarıyla var. Dönemin edebiyatı gerçekçi. Carroll böyle bir dönemde fantastik dünyasıyla alışılmış kalıpları yıkıyor, ahlakı dayatmaya çalışan edebiyatla inceden alay ediyor.

Kelime Oyunları

Alice kitapları kelime oyunları yönünden oldukça zengin. Zaten Carroll da kelime oyunlarında usta bir yazar. Birden fazla anlamı olan ve cümlede iki anlama da uyan sözcükleri kullanıyor, telaffuzu aynı olan ancak farklı yazılan sözcüklere, aynı yazılıp benzer seslerle okunan farklı anlamlı sözcüklere yer veriyor metinlerinde. Böyle bakınca kitapları İngiliz dilinden okumak ayrı bir senfoni…

Sözcük oyunları eğlenceli ancak anlaşılması güç unsurlar. Carroll bu oyunları kullanarak mevcut dil sisteminin içinde bir “fark” yaratıyor. Mizahla çektiği dikkat düşündürüyor ve ikna ediyor.

Hayal Gücü ve Kendini Arayan Çocuk

Romantizm kendini arayan, çocuk bireyi karşımıza çıkarmıştı. Ayrıca hayal gücüne vurgu yapıyordu.

Hayal gücü bakımından oldukça zengin olan metinde Alice daha ilk sayfalarda bu acayip diyarın içinde kim olduğunu, sabahki haliyle o anki halinin arasındaki farklılıkları anlamlandırmaya çalışıyor. Kendini arayış ve kimliğini bulma yolculuğunda uyum sağlamaya çalıştığı dünya ile içindeki hayal dünyası arasında, kendine güveni ve eleştirel bakışı sayesinde bir sorgulama yapıyor.

We are all mad here!” Burada Hepimiz Deliyiz!

Cheshire Kedisi’nin deliliğe vurgu yaptığı bu söz belki de Alice ile ilgili ilk ve en çok aklımıza gelenlerden. Âdeta bir klişeye dönüşmüş bu laf, aslında metnin tekinsiz zemini hakkında bize çok şey anlatıyor. Alice Harikalar Diyarında içinde ikilemleri barındırıyor, yeraltı-yerüstü, akıllılık-delilik, gerçek-düş, mantık-saçmalık anlatı boyunca iç içe geçiyor. Kimbilir, delilerin arasına düşmüş, akıllı olduğunu zanneden bir Alice gerçek aklını deliliğinde bulacaktır belki de:

“-Burada kim deli değil ki! Ben deliyim. Sen delisin.

-Nereden biliyorsun benim deli olduğumu?

-Öyle olmalısın, yoksa buralara gelmezdin.”

Çay Saati ve Sıkışmış Zaman

Metnin en derin konuşmalarından biri Deli Şapkacı’nın, Mart Tavşanı’nın ve Fındık Faresi’nin bir masanın etrafında sıkışıp kaldığı çay saati bölümünde yer alıyor. Onlar sadece masaya değil, zamana da sıkışmışlar. Sanayi devriminin hayatımıza soktuğu “yeni zaman” ve “zamanın verimliliği” kavramı metinde sorgulanıyor böylece. Aynı zamanda bu sıkışmışlık, zamanın her yerde aynı akmaması, metnin bütüne yayılmış tekinsiz ve değişen mekânları bizi postmodernizmin zaman ve mekân kavramlarına götürüyor.

Bugün Alice…

Harikalar Diyarı bir düş evrenidir. Eğlenceli olduğu kadar şaşırtıcı ve tekinsizdir. Alice hikâyedeki düşüne sahip çıkar. “Bu düş benim düşüm olmalı! Başkasının düşünde olmak çok tatsız bir şey…” der. Biz bugün Alice’in düşünden yeni düşler yaratıyoruz kendimize. Edebiyattan tiyatroya, müzikten sinemaya yüz elli beş yıldır çeşitleniyor düşlerimiz.

Dünyanın bu alana merakı Carroll enstitülerine kadar uzanmışken ülkemizde ilgi son zamanlarda daha çok artıyor. Sahnelenen Alice müzikali, yayınevleri tarafından yayımlanan yeni çeviriler, dünya çapındaki Carroll uzmanlarının görüşlerine yer verilmiş Türkçe baskılar Alice’in düşünün devam edeceğinin ve bize daha çok düş kurduracağının bir kanıtı âdeta…

Yorumlar